Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

GDO’lu ürünler nasıl anlaşılır?

GDO’LU ürün olduğunu nasıl anlarız, anlaşılması mümkün mü ?

Bundan 10-15 yıl öncesine kadar GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ürünler diye bir söylem yoktu. GDO’lu ürünler konusu dünyada biyo-teknoloji ve  botanik bilimindeki ilerlemeler neticesinde ortaya çıktı.

gdolu-urunler-nasil-anlasilir (3)Ziraat, biyo-teknoloji ve botanik bilimlerindeki çalışmalar sonucunda bitkilerdeki tohum, ırk ve cinslerde geliştirme ve değiştirme çalışmaları yapılmaya başlandı. Bu geliştirmeler, bitkilerde hayret edilecek düzeyde değişikliklere sebep oldu. Bugün gelinen noktada bu çalışmaların geliştirme değil, değiştirme ve bozma olduğu rahatlıkla söylenebilir. Doğal ortamında ve doğal zamanında yetiştirilmesi gereken bitkiler çok başka ortamlarda ve zamanlarda yetiştirilmeye başlandı. Bunun neticesinde de o bitkilerden aldığımız besin değeri ve vitaminlerde hissedilir derecede kayıplar oluştu. Besin değerindeki kayıplardan çok daha vahimi ise insan vücudunda kansere kadar varabilen rahatsızlıklar baş göstermeye başladı.  İnsan bu noktada esefle şöyle düşünüyor: Keşke bu gelişmeler yaşanmasaydı da, insanlar az ve öz de olsa doğal ürünleri tüketebilselerdi.

Bugün ülkeden ülkeye ihrac edilen sebze ve meyvelerin, uzun yol şartlarına dayanabilmesi için, tohum veya gövde içlerine dışardan birtakım kimyasal maddeler enjekte edilmektedir. Bu maddeler ise bitkinin doğal yapısını bozmakla kalmayıp insan vücudunda tamir edilemez hastalıklara sebep olmaktadır.

Bu teknik konular ve detayları anlatmakla bitirilemez. Şimdi biz pazardan, manavdan, marketten aldığımız ürünlerde nelere dikkat etmeliyiz? Hangi ürünlerde GDO şüphesi aramalıyız?

gdolu-urunler-nasil-anlasilir (2)İşte GDO’lu ürünler ve özellikleri:

–  Çok parlak ve ışıl ışıl görünen meyve ve sebzeler

–   Prüzsüz, yarasız, beresiz, kurtsuz meyve ve sebzeler

–  Normalden büyük ve iri ürünler (şeftali kadar kayısılar)

–  Olması gerekenden daha sert ve dayanıklı sebze ve meyveler

–   Tıpkı bir makine kalıbından çıkmış gibi çok düzgün ve boyutları birbirine çok yakın olanlar

–  Günlerce açık havada ya da sıcakta beklediği halde yumuşamayan, çürümeyen, pörsümeyen sebze ve meyveler

–  Yüzleri mumyalı gibi yağlı ve kaygan ürünler

–  Mevsimi gelmediği halde satılan meyve ve sebzeler

–  Domates, biber, salatalık gibi küçük çekirdekli sebzelerin, içlerini açtığınızda, kestiğinizde ya da kırdığınızda çekirdeği çok az olan ya da hiç olmayan ürünler

–  Birbirine yapışık ve biri küçük biri büyük olan sebze ve meyveler

–  Domates, çilek, armut gibi yumuşak dokulu olması gereken, ancak ısırdığınızda ya da kestiğinizde karton keser gibi hırt, hart diye ses çıkaran ürünler

–  İçinde kendi doğal renklerinin dışında başka renklerle karşılaştığınız ürünler (Mesela doğal rengi kırmızı olan domates ve çileğin kabuğuna yakın kısımlarında rastladığınız beyazlıklar )

–  Doğal rengi yeşil olan ürünlerin içini açtığınızda karşılaştığınız genele yayılmış olan beyazlıklar

–  Ya çok düzgün olan ya da yamuk yumuk yumrular halinde, bir tarafı zayıf bir tarafı aşırı şişkin olan meyve ve sebzeler

–  Kokladığınızda doğal kokusunu alamadığınız ürünler

–  Isırdığınızda süngerimsi kıvamda hissedilen meyve ve sebzeler 

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

GDO HAKKINDA NELER SÖYLENİYOR ?

GDO HAKKINDA NELER SÖYLENİYOR ?

GDO konusundaki tartışmalar bir ortak görüş ve tavırda buluşma sağlanamadan sürüp gitmektedir. Bu konu hakkında düzenlenen bilimsel toplantılarda GDO’ların insan sağlığı açısından zararlı olup olmadığı konusunda kesin bir kanaat oluşturulmamakta ve taraflar arasında GDO’ların insan sağlığına aykırı olduğuna inanan ve yasaklanması gerektiğini savunanlar ile zararlı olmadığını ve serbestçe ticaretinin ve araştırılmasının yapılmasını savunanlar olmak üzere ikiye bölünmüşlük devam etmektedir.

Ama tabi bu durum Türkiye harici dünya ülkelerinde böyle devam etmektedir. Özellikle 2009 yılı başlarında başlayan GDO ların ülkemize girişi tartışması Türkiye büyük çoğunlukla GDO ya HAYIR demiştir.

GDO ya Kimler Karşı çıkıyor?

  • Organik tarımcılar
  • Çevreci örgütler
  • Tüketici örgütleri
  • Bazı politikacılar
  • Tarımsal üretici örgütleri
  • Küreselleşme karşıtları
  • Bazı akademisyenler

GDO ya Neden Karşı Çıkıyorlar?

1. Yaşam patentlenemez:

İnsanlık tarihinde ilk kez canlılar üzerinde mülkiyet hakkı elde edilmektedir. Bir biyoteknoloji şirketi herhangi bir canlıya ait bir genin fonksiyonunu açığa çıkardığı zaman o gen üzerinde mülkiyet elde etmektedir .

2. Sağlık riskleri:

GDO lu üretim insan sağlığı için ciddi riskler taşımaktadır. Uzmanlar, hastalıklar ve böceklere direnç gösteren transgenik bitkilerin diğer bitkilerden daha yüksek bir alerjik potansiyele sahip olduğunu söylemektedir. Yapılan deneyler, genetik yapısı değiştirilen patateslerin fareler için toksik olduğunu, bağışıklık sisteminde bozukluklar ve viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır .

3.Biyoçeşitliliğe tehdit:

GDO lar 5-10 km lik bir alana yayılmakta, komşu tarla ya da köylerdeki geleneksel ekinin ya da orman bitkileri gibi yabani türlerin genetiğini değiştirme tehlikesi doğurmaktadır .

 4. Tarımda bağımlılık:

İnsanlık tarihinde, tarım toplumlarının varoluşundan bu yana, üretim yapan çiftçi ektiği üründen bir sonraki ekimde kullanmak üzere tohumluk ayırmaktadır. Böylece kuşaktan kuşağa geçen bu sağlıklı tohumlar binlerce yıllık genetik yapıyı korumakta, geliştirmektedir.

GDO lu tohum ise çiftçiyi her ekimde yeniden tohum satın almak zorunda bırakmaktadır. Temel girdileri, enerji, gübre, ilaç ve tohum olan ülkemiz çiftçisi sürekli tohum satın almak zorunda bırakılarak çok uluslu tohum şirketlerine bağımlı hale getirilmek istenmektedir .

GDO yu Kimler Destekliyor ?

  • Üretici firmalar
  • Tarımsal üreticiler
  • Bilimsel kurumlar
  • Uzman kamu kuruluşları
  • Bazı ülkelerde tüketiciler

GDO yu Neden Destekliyorlar ?

  • Üretici firmaların mal satma kaygısı
  • Tarımsal üreticinin verimini ve gelirini artırma arzusu
  • Bilimsel kurumların karşılaştırmalı risk analizlerinde alternatif yolların daha üstün olmadığı gösteren değerlendirmeleri
  • Tüketicinin bilime ve teknolojiye güveni (bilimin güçlü olduğu ülkelerde) olarak sıralayabiliriz.
Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

GDO’NUN POTANSİYEL RİSKLERİ NELERDİR ?

GDO’NUN POTANSİYEL RİSKLERİ NELERDİR ?

1. Sağlık Riskleri

Alerji: Bir üründeki bilinen bir alerjik proteini kodlayan genin bir başka ürüne transferi, zaten alerjik olduğu bilinen bir besinin yapılan uygulamalar sonunda alerjik özelliğinin daha da artması, yeni alerjik proteinlerin ortaya çıkması,

Antibiyotik direnç genlerinin aktarımın başarılı olduğu organizmayı seçmek için işaret geni olarak kullanılması böylece antibiyotik direnç geninin patojen mikroorganizmaya geçmesi ile bakteri nedenli enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına neden olması, besinler için potansiyel risk oluşturmuştur.

Transgenik bitkilerden elde edilen ürünlerin yaratabileceği risklerin başında alerji sorunu gelmektedir. Yapılan değiştirmeye bağlı eklenen yabancı genetik materyal tarafından oluşturulan yeni proteinlerin, ürün tüketimini takiben özellikle hassas insanlarda rahatsızlılara yol açmaktadır.

Buna örnek olarak; 1996 yılında Brezilya kestanesinden soya fasulyesine aktarılan “2S” genini içeren ürünler alerji yapması nedeniyle marketlerden toplatılması ve ABD’de 2000 yılında, “Bt” geninin mısıra aktarılmasıyla elde edilen koçan kurduna dayanıklı “Star Link” transgenik mısır çeşidinin de alerjiye neden olmasından dolayı toplatılarak sadece hayvan yemi olarak kullanılmasına izin verilmesi gösterilebilir.

2.Toksisite: Transgenik besinlerde bir olasılık olarak toksik öğelerin üretimi veya transgenik fermentasyon organizmaları tarafından oluşturulan toksik metabolitler medyanın yoğun ilgisi nedeniyle önemli sayılan durumlardır. Örnek olarak; EMS sendromu gösterilebilir.

EMS Sendromu 

1988-1989 yılları arasında Eosinofili-Miyalji Sendromu (EMS) olarak bilinen koşullar nedeniyle 37 kişi ölmüş ve 1000 kişi hastalanmıştır. Araştırmacılar bu olayların nedeni olarak L-Triptofan içeren diyet suplementlerini ve Japonya’da fermentasyon işlemiyle üretilen çeşitli L-Triptofan kümelerinde toksik kirliliği göstermişlerdir.

GDO’lar, aktarılan yeni gen ürünlerini ve onlardan kaynaklanan sekonder metabolitleri içerdiğinden, potansiyel bir toksisiteye sahip olabilir. Transgenik bitkilerde bulunan özellikle böcek öldürücü genlerle, terminatör teknoloji gereği aktarılmış olan genlerde toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli risk oluşturmaktadır. Bt genlerinin kullanılması kısa vadede pestisit kullanımını ortadan kaldırılmıştır. Ancak, bu toksik madde kalıntılarının da tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bt dayanıklılığına sahip bitkilerde, toksik madde sürekli olarak üretildiğinden (interior toxins), bunlara “pestisit üreten bitkiler (pesticidal plants)” adı verilmektedir.

3. Çevresel Olumsuzluklar

Doğal olarak bulunmayan türlerin çevreye eklenmesiyle ilgili deneyimler, gelecek nesillerde büyük problemler ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Organik üretim söz konusu olduğunda; transgenik olan ve olmayan ürünler arasındaki olası çapraz tozlaşma sonucu, ürün artık “organik” olmaktan çıkmaktadır.

Ayrıca; herbisit direnci gibi özelliklerin yabani otlara yayılması veya böceklere olan direncin azalması gibi problemler oluşabilir. Böceklere dirençli ürünlerin çeşitli böcek türlerinin (örnek: lepidoptera) yok olmasına sebep olması, dünyanın biyolojik değişimini yavaşlatabilmektedir.

4.  Sosyoekonomik Kuşkular

Sosyoekonomik kuşkulardan biri, tohumların filizlenmesini önleyen ve yok edici genler olarak adlandırılan genlerin yanlış kullanılmasıyla ilgilidir.

Büyük şirketlerin, çiftçilerin tohum depolamasını önlemek amacıyla tüm transgenik ürünlerinde bu genleri kullanmasıyla verimsiz tohum türlerinin ortaya çıkması özellikle gelişmekte olan ülkelerde hayat şartlarını daha da zorlaştıracağından korkulan bir durumdur. Ayrıca çapraz kontaminasyon  gerçekleşirse yok edici genlere sahip transgenik bitkiler, yakınında yetişen bitkilere verimsizlik aktarabilecektir.

5. Besin Kalitesinde Bozulma

Transgenik bitkilerde, aktarılan yeni özellik nedeniyle, bitkinin orijinal yapısında bulunan bazı kalite ögelerinde önemli azalmalar olduğu saptanmaktadır. Örneğin, kalp hastalıkalrına ve kansere karşı önemli bir koruyucu madde olan “phytoestrogen” bileşiklerinin, klasik çeşitlere oranla, transgenik bitkilerde daha az olduğu bilinmektedir. Yine yaratılan değişimlerle, ürünlerin veya organizmanın vitamin sentezleme güçlerinde saharlamalar meydana getirebileceği, bununda gıdaların besin kalitesini azaltacağı ileri sürülmektedir.

Bunun gibi daha çok risk sayılabilmektedir. Kanser etkisi, Enzim sistemine zarar vererek çeşitli sağlık sorunlarına neden olması sayılabilecek riskler arasındadır.

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

GDO’NUN POTANSİYEL YARARLARI NELERDİR ?

 

GDO’NUN POTANSİYEL YARARLARI NELERDİR ?

1. Besin Değerinin Arttırılması

Başta üçüncü dünya ülkeleri olmak üzere açlık insan sağlığını tehdit eden en büyük problemlerinden biridir.Vitamin A içeriğinden zengin pirinç (golden rice) üretimini . besin içeriğini zenginleştirmek için yapılan çalışmalardan biri olarak örnek verebiliriz. n A vitamini eksikliğinden kaynaklanan görme bozukluğu sorunu, dünya ülkelerinde özellikle çocukları tehtit  ettiği bilinen bir gerçektir. Genetik modifikasyon yöntemleri kullanılarak geliştirilen, A vitamini sentezleyen pirinç sayesinde özellikle pirincin temel tüketim maddesi olduğu bölgelerde A vitamini eksikliğinin önüne geçilebilmektedir. Besin miktarının artırılmasına örnek olarak transgenik yöntemler sayesinde daha fazla büyüme hormonu salgılayan, et üretiminin arttırıldığı balıkları verebiliriz. GDO’ların karbohidrat içerikleri artırılarak ketçap, domates sosu vb. yapmak için gıda işlemede kullanılacak domateslere yoğun içerik kazandırılabilmektedir.

2. Besinlerin Alerjik Özelliklerinin Azaltılması

Normalde toplum içinde besin alerjisi prevalansı yaklaşık olarak %2-8 kadardır. Bu alerjik reaksiyonların büyük bir kısmından sekiz tür besin sorumludur:

  • yer fıstığı,
  • yumurta,
  • inek sütü,
  •  soya,
  • buğday,
  • kabuklu deniz canlıları,
  • balık ve fındık

 

Besinler içindeki alerjik proteinlerin çıkarılması veya yapısının değiştirilmesi yönündeki çalışmalarla bu besinlerin alerjik özelliklerin azaltılması hedeflenmektedir.

3. Bitkisel ve Hayvansal Ürün Veriminin Artırılması

Dünya nüfusunun besin gereksiniminin karşılanması ileride önemli bir sorun olarak karşımıza çıkması düşüncesi bilim dünyasını çözüm yollarının aramaya itmiştir. Bunun da ancak genetik modifikasyon ile sağlanacağını düşünen bilim adamları ekilebilir alanları artırmak ve böylece artan nüfusu besleyecek miktarda üretim için bu teknoloji ile ürün veriminin artırılması yoluna başvurmuşlardır.

Genetiği değiştirilmiş bitkiler, ürün verimini artırmak için ve böcekler, yabani otlar, herbisitler, virüsler, tuzluluk, pH, sıcaklık, don, kuraklık ve hava gibi çeşitli çevresel faktörlere dayanıklı bitkiler üreterek ürün kaybını azaltmak için kullanılabilecek kaynaklardır.

4. Besinlerin Tedavi Amaçlı Kullanılması

Örnek olarak anti hipertansif etkisi olan ovokinin içeren soya ve laktoz intoleransı olan bireyler için üretilmiş laktoz içeriği azaltılmış süt verilebilir.

5. Yenilebilir Aşı Üretimi

Yenilebilir ürünlere yapılan aşılar, bu ürünlerin yetiştirildiği ve düşük maliyetle dağıtıldığı ve özellikle aşı üretimi için kaynağın ve tıbbi alt yapının yetersiz olduğu gelişmekte olan ülkelerde çocuklar için faydalı olmaktadır. Örneğin brokoli, anti-oksidant içeriğini zenginleştirmek için; çay, flavonoidlerle zenginleştirilmek için; patates, muz ve domates, aşı depolamak için genetik olarak değiştirilebilir. Özellikle olgunlaştığı zaman çiğ olarak tüketilen muz gibi bazı tropikal ürünler; hepatit, kuduz, dizanteri, kolera ve ishal ile gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan diğer bağırsak enfeksiyonlarına karşı kullanılabilen proteinleri üretmek için genetik olarak değiştirilerek bu fayda sağlanabilmektedir.

Tükettiğimiz sıradan bitkilere aktarılacak genler vasıtasıyla patojen mikroorganizmaların çeşitli proteinlerini sentezleyen bitkiler elde edilerek bu bitkilerin aşı olarak kullanılmasına çalışılmaktadır.

Bu yöntemin en önemli avantajı aşının oral olarak alınabilmesidir. Bu sayede ulaşımı kolaylaşmakta ve vücutta mukozal immünitenin sağlanmasında katkıda bulunmaktadır.

 

 

 

 

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler Nelerdir ?

Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler Nelerdir ?

Küresel ölçekte genetiği değiştirilmiş soya, mısır, kanola ve pamuğun yaygın olduğu görülmekle birlikte değişik olarak ABD’de squash ve papaya ile İran’da çeltiğin de artık listelere girmeye başladığı dikkati çekmektedir.

Ülkelere Göre Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler Neler ?

  • ABD : Soya, M[sır, Pamuk, Kanola, Squash, Papaya

  • Arjantin : Soya, Mısır, Pamuk

  • Brezilya: Soya

  • Kanada: Kanola, Mısır, Soya

  • Çin:Pamuk

  • Paraguay: Soya

  • Hindistan: Pamuk

  • G. Afrika: Mısır, Soya, Pamuk

  • Uruguay: Soya, Mısır

  • Avustralya:Pamuk vb. bunlar gibi bir çok örnek verilebilir.

TÜRKİYE’YE  GDO’LU ÜRÜN GİRİYOR MU ?

Türkiye’ye ithal edilen ürünler; özellikle mısır, soya, kolza (kanola) patates ve pamuk ile türevleridir; tohumlukların getirildikleri ülkeler ise genellikle ABD, Arjantin ve Çin ‘dir. Bu ürünler genellikle yemlik, yağlık ve mısır gibi nişasta bazlı şekerlerin üretiminde kullanılmak üzere ithal edilmektedir ve GDO’lu olma olasılıkları çok yüksektir. Gıda Bakanlığı tarafından Türkiye’ye GDO’lu ürün ( Hayvan yemi dışında) girişi yasaklanmıştır. GDO’lu ürünlerin ülkemize girip girmediği konusu bilim insanları vb. kuruluşlar tarafından hala tartışma konusudur.  Yakın zamanda bazı un markalarında GDO tesbit edilmiştir.

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

HAYVANLARDA GEN TRANSFERİ NASIL YAPILIR ?

HAYVANLARDA GEN TRANSFERİ NASIL YAPILIR ?

Transgenik hayvanlar gen transferi yoluyla hücrelerinde yabancı genleri taşıyan hayvanlardır.

Çiftlik hayvanlarına gen transferinden; hayvanların büyüme parametrelerinin iyileştirilmesi, üreme oranının artırılması, süt üretimi, besin değerinin artırılması ve kompozisyonunun değiştirilmesi (laktozsuz süt, amino asit yapıları değiştirilmiş proteinler vb.), yapağı üretim miktarının ve kalitesinin artırılması, hayvanların yemden yararlanma kabiliyetlerinin artırılması, hastalıklara dirençliliğin yükseltilmesi, transgenik hayvanların organ vericisi haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bazı araştırıcılar da insan ve hayvan sağlığı açısından çok önemli olan bazı proteinleri gen transferi yoluyla hayvanların kanından veya sütünden salgılanarak elde etmeyi amaçlamışlardır.

Hayvanlarda gen transferinde en çok kullanılan ve en başarılı bulunan metot mikroenjeksiyon metodudur. Dolly bu yöntemle elde edilmiştir. ( DOLLY: Gen transferi yapılan ilk hayvan, koyun.)

 Hayvanlarda Gen Transferi Neden Yapılır?

Hayvanlarda Gen Transferinin Birkaç Uygulama Alanı vardır :

1. Üremeye Yönelik Gen Transferi Uygulaması:

Hayvancılıkta ekonomik üretimi etkileyen en önemli faktörlerin başında döl veriminin iyileştirilmesi gelmektedir. Hayvan yetiştirme programında çoklu yumurta ve embriyo transferi, istenilen genetik ilerlemeyi arttırmakta ve generasyonlar arası süreyi kısaltmaktadır. X ve Y kromozomu yönünden belirlenmiş spermaların veya embriyoların suni tohumlama endüstrisinde sağlayacağı ekonomik yararlar oldukça önemlidir. Çünkü bu yolla süt sığırcılığı yapan işletmeler dişi buzağı, et sığırcılığı yapan işletmeler erkek buzağı üretimini hedefleyeceklerdir. Erkek veya dişi yavru oluşumunu belirleyen spermatozoitlerdir.

Bu konu ile ilgili yöntemler iki sperma hücresi tipinin büyüklük ve yoğunluk bakımından birbirinden farklı olmasına dayanır.

2. Sütün Besin Değerinin Arttırılması:

Hayvanlara gen transferi uygulamalarından biri olan süt ineklerinden besleyici değeri daha yüksek süt üretmekle; anne sütünün bileşimine yakın süt üretmek ve inek sütünün içeriğini zenginleştirmek ve değiştirmek amaçlanmıştır. Anne sütü içerik bakımından inek sütü insan sütünden farklıdır. İnsan sütüne yakın süt veren inekler elde etmeye yönelik çalışmalar son yıllarda üzerinde en fazla yoğunlaşılan çalışmalar arasındadır. Yetişkinlerde süt şekeri laktoz bazı rahatsızlıklara sebebiyet vermektedir. Bu yöntemin ile laktozsuz süt üretimi amacıyla da kullanılması büyük yarar sağlamıştır.

3. Hayvanların Sindirim Yeteneğinin Arttırılması:

Mikroorganizmalar, hayvanlar tarafından alınan yemin daha iyi değerlendirilmesi ve hayvanların ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin sağlanması için de genetik olarak işlenmektedirler. Bu olay hücre duvarını parçalayan enzimler üreten çok farklı anaerobik bakteri, fungus ve protozoa gibi mikroorganizmaların varlığı ile sağlanmıştır .

 

 

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

BİTKİLERDE KULLANILAN GEN AKTARIM TEKNOLOJİLERİNİN EKSİKLERİ NELERDİR ?

BİTKİLERDE KULLANILAN GEN AKTARIM TEKNOLOJİLERİNİN EKSİKLERİ NELERDİR ?

  1.  Bitkilerde uygulanan genetik mühendisliği yöntemlerinin en önemli sorunlarından biri, konak genomuna eklenecek yabancı genin bitki DNA’sının tam olarak neresine yerleştirileceğinin belirlenememesidir. Bugüne kadar gen transferi için hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, transfer edilen yabancı genin bitki DNA’sında tam olarak hangi bölgeye yerleştirildiği bilinmemektedir.
    Genin bitki DNA’sında yerleşeceği bölge tamamen rastlantısaldır. Bu rastlantısallık bitki hücresine ait yapısal ya da düzenleyici genlerin etkinliklerini değiştirerek bitkide metabolik farklılaşmalara yol açabilir. Yani sonuç, yabancı gen aracılığıyla bitki hücresinde üretilmesi istenen proteinin üretimi ve bitkiye kazandırılmak istenen özelliğin aktarılması ile sınırlı kalmayabilir.
    Roundup Ready soyalarındaki verim gerilemesinin nedeni olasılıkla bu tür beklenmeyen metabolik değişikliklerdir. Bir diğer örnek, soyaya glifosat dayanıklılık geninin aktarılması sonucu RR soyalarda ortaya çıkan ısıya duyarlılık özelliğidir.
    Toprak sıcaklığı belli bir derecenin üzerine çıktığında soya gövdesinin neredeyse %100 oranında çatladığı görülmüştür.
    Bu sorunun altında yatan nedenin, yabancı gen transfer edilen RR soyalarda aşırı lignin üretimi olabileceği düşünülmektedir. Bu durumda RR soyaların sıcak iklimlerde yetiştirilmesi mümkün olmayacaktır.
  2.  Gen teknolojisinin ikinci büyük sorunu aktarılan nükleotid dizisinin kararsızlığı, değişebilirliği ve yeniden düzenlemelere açık olmasıdır. Bu tür değişiklikler allerjik reaksiyonlara neden olan proteinlerin ve toksik maddelerin üretimine yol açabilir.
    13 Mayıs 2000 tarihinde Monsanto firması, RR Soya genomunda, işlemin ABD’de onay aldığı 1992 yılından beri soyaya ekledikleri tek gen olduğu iddia edilen CP4EPSPS geni dışında nereden köken aldığı bilinmeyen iki DNA parçacığı daha saptadıklarını açıklamıştır. Söz konusu DNA parçacıkları Monsanto’nun bugüne kadar dağıtımını yaptığı bütün RR soya soylarında bulunmaktadır. Ancak Monsanto firmasına göre “hiçbir zararlı yan etkisi bildirilmemiştir.”
  3. Doğada normal koşullarda gerçekleşmeyen prokaryot ve ökaryot genleri arasındaki rekombinasyon da teknolojiye ilişkin belirsizliklerden biridir. Prokaryotlarla ökaryot organizmaların genetik kod translasyonu (protein sentezi sırasında kullanılan mekanizma) bazı açılardan farklılık gösterir. Buna bağlı olarak, sentezlenen proteindeki bazı aminoasitler orijinal organizmadaki DNA dizisine göre beklenen proteinin aminoasit dizisinden farklı olabilir. Bu durum E. coli bakterisine ürettirilen insan insülin benzeri

    büyüme faktöründe saptanmıştır. İnsan proteinindeki arginin aminoasidi yerine E. coli bakterisinde sentezlenen proteinde lizin aminoasidine rastlanmıştır.

  4. GDO teknolojisinin bir diğer sorunu gen transferinde kullanılan plazmidin içerdiği antibiyotik direnç genidir. Teknik açıdan antibiyotik direnç geninin varlığı E. coli’deki yabancı genin çoğaltılması ve rekombinant bitki hücrelerinin gen aktarımı başarılı olmamış hücrelerden ayrılarak seçilmesi için gereklidir.

    Gen transferi sonrası ortama söz konusu antibiyotik eklendiğinde, aktarılması istenen yabancı genle birlikte transfer edilen antibiyotik direnç geni, transferin başarılı olduğu bitki hücrelerinin hayatta kalmasını sağlamaktadır. Buna karşılık gen transferi başarılı olmadığı için aktarılmak istenen yabancı geni ve antibiyotik direnç genini almamış hücreler duyarlı oldukları için antibiyotiğe maruz kaldıklarında ölürler. Yani antibiyotik direnç geni, gen aktarımının başarılı olduğu hücrelerin laboratuvar koşullarında kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir tür belirleyicidir.

    Böylece işlemin verimliliği artırılır. Ancak aslında antibiyotik direnç geninin aktarılması genetik modifiye bitki için gereksiz, ürünü tüketen canlıların sağlığı açısından da tehlikelidir.

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

Gen Transfer Teknikleri Nelerdir ?

         Gen Transfer Teknikleri Nelerdir ?

1.  Agrobacterium aracılığıyla gen transferi

Agrobacterium, toprakta doğal olarak yaşayan, gram negatif, spor oluşturmayan, hareketli, çubuk şekilli (Basil ) bir bakteri olup, yaralanmış dokulardan organizmaya girerek tümör benzeri dokular oluşturur. Bu bakterinin iki türü vardır:

1.Bitkilerde kök boğazı kanseri (A. tumefaciens) yapan ve 2.Saçak kök (A. rhizogenes) oluşumuna neden olan türleridir.

A.tumefaciens‘in taç tümör oluşturmasının nedeni; Sahip olduğu Ti (Tumour İnducing= tümör oluşumunu teşvik eden) plazmid ‘in T-DNA bölgesini bitki genomuna entegre etmesidir

2. Doğrudan DNA Transfer Teknikler

  • Biyolistik Gen Transferi (Partikül Tabancası ile Gen Aktarımı

Partikül tabancasıyla, spermidin (Birden fazla bazik grup taşıyan amino asitlerden oluşmuş yaygın bir poliamin)’le ağır metal partiküllerine (1-2 μm, altın veya tungsten) yapıştırılmış DNA parçalarının bitki hücre ve dokularına helyum gazı şokuyla bombardımanı yoluyla yapılmaktadır.Partikül bombardımanı metoduyla DNA parçası yerine doğrudan faj, bakteri veya maya hücreleri hedef dokuya transfer edilebilmektedir. Bu yolla yüksek moleküler DNA transfer edilebilir ve DNA izolasyonu ve saflaştırılması gibi zor işlemlerden sakınılabilir.

  • Elektroporasyon ve PEG aracılığıyla transformasyon

Yüksek voltajlı elektrik (elektroporasyon) veya kimyasal maddelerle (PEG:Polietilen glikol) ile hücre zarının geçirgenlikleri geçici olarak arttırılır. İstenilen geni taşıyan DNA parçasının hücre içine girmesi sağlanır.

  • Mikro enjeksiyon

Bitkiye aktarılacak olan genleri taşıyan DNA parçası çok ince kılcal pipetlerle veya enjektörlerle doğrudan immobilize edilmiş hedef  hücrelere steril şartlarda mikroskop altında enjekte edilir. Basit gibi görünmesine rağmen zor bir metottur, ancak başarılı sonuçlar alınır.

Bu yöntemlerin dışında Sonikasyon, Lazer mikro ışınlarıyla transformasyon, Silikon Karbit Fiberleri ile transformasyon, Desikasyon, Üreme hücrelerine DNA enjeksiyonu gibi gen aktarım teknikleri de mevcuttur.

Kategoriler
Gıda Güvenliği Soru Cevap Soru Cevap

Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) Nedir ?

Genetik modifikasyon yöntemi ile bir canlının genomuna müdahale edilerek ya da ona kendi doğasında bulunmayan başka bir karakter kazandırılarak rekombinant organizmalar elde edilmesidir. Bu rekombinant  organizmalar “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar”, GDO olarak isimlendirilmektedir.

Genetik mühendisliği teknolojisi kullanılarak üretilen organizmalar literatürde genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), genetiği değiştirilmiş ürünler (GD), genetik olarak modifiye edilmiş organizmalar (GMO), genetik olarak modifiye edilmiş ürünler (GM), gen aktarımlı organizmalar, transgenik organizmalar, bio-mühendislik organizmaları vb. isimlerle tanımlanmaktadır. Bu organizmalara aktarılan genler ise transgen olarak ifade edilmektedir.

Eklenen farklı genetik materyalin kaynağına bağlı, çeşitli genetik modifikasyon tipleri geliştirilebilmektedir; bu bağlamda FAO gen modifikasyonu konusuna farklı tanımlar katmıştır. (FAO: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü )

FAO ‘ya göre; 3 farklı grupta değerlendirilen mutasyonlar:

  • Geniş aktarımlar: Bir canlı aleminden, bir başkasına (örneğin, bir bakteriden bir bitkiye) yapılan aktarımlardır.

 

  • Kapalı aktarımlar: Aynı canlı alemi içinde, bir türden diğerine (örneğin, bir bitki türünden diğerine) yapılan aktarımlardır.

 

  • Dönüştürme: Esasen söz konusu türde hedef gen mevcut olmasına karşın, doğal dizilimlerinin değiştirilerek belirli bir modele dönüştürülmesi çalışmalarıdır (örneğin, E.coli bakterisinden bu tarz modifikasyonla geliştirilen artırılmış -yavaşlatılmış fonksiyonlar)

             TRANSGENİK BİTKİ TARIMI NE ZAMAN BAŞLAMIŞTIR ?

Ticari olarak ilk transgenik bitki tarımı, 1990’lı yılların başında Çin Halk Cumhuriyeti’nde virüse dayanıklılık geni aktarılmış tütün bitkilerinin yetiştirilmesi ile başlamıştır.

Literatürlere göre 1996 yılında Çin dışındaki diğer dünya ülkelerinde 1,7 milyon hektar alan üzerinde transgenik bitki tarımı yapılmasına karşılık, bu alan 1997 yılında 9.3 milyon hektarlık artışla 11 milyon hektara ve günümüzde ise transgenik bitkilerin dünyadaki toplam ekim alanının 102 milyon hektar olduğu tahmin edilmektedir. Ancak genetik yapısıyla oynanmış bu ürünlerin diğer canlılar açısından bir risk oluşturabileceği değerlendirilmektedir. Verimliliği arttırmaya yönelik olarak biyoteknoloji uygulamaları ile birlikte katkı maddesi kullanımı da oldukça geniş bir kullanım alanına kavuşmuştur. Günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde toplum bilincinin insan ve çevre sağlığına yoğunlaşması ve doğal ürün kullanımına yönelmesi organik üretimin önemini artırmıştır.

                GEN TRANSFERİ NASIL YAPILIR ?

Gen klonlaması deneylerinde ilk önce klonlanacak olan geni içeren DNA parçası, kimera ya da rekombinant DNA molekülünü oluşturmak için vektör denilen halkasal bir DNA molekülüne konulur. Vektör, canlı hücrelerin başka tiplerini kullanabilmesine karşın, genellikle bakteri olan bir konukçu hücreye geni taşıyan bir araç vazifesi yapar. Konakçı hücresinde vektör, yalnızca kendisinin değil taşıdığı genin de çok sayıda özdeş kopyasını oluşturarak çoğalır. Konakçı hücre bölündüğü zaman, rekombinant DNA molekülünün kopyaları yeni oluşan hücreye geçer ve daha fazla vektör replikasyonu meydana gelir. Çok sayıda hücre bölünmesinden sonra, saptanan konukçu hücrenin bir kolonisi veya klonu elde edilir. Klondaki her hücre, rekombinant DNA molekülünün bir ya da birkaç kopyasını içerir. Rekobinant molekülü tarafından taşınan gen artık klonlanmış olur. Yani Rekombinant DNA iki ayrı kaynaktan alınan genetik materyalin birleştirilmesi ile yapılmaktadır.

                        GEN KLONLAMASI İLE NELER AMAÇLANIR ?

Gen klonlanması ile klonlanmış bir genin söz konusu özelliği, bulunduğu organizmadan tamamıyla farklı bir organizmada işlev yapabilmekte ve ürün elde edilmektedir. Doğal olarak oluştuğu organizmadan elde edilebilen, fakat hazırlanması zor ve pahalı olabilen ilaçlar ve hormonlar gibi önemli ilaçların sentezini kontrol eden genler, bakterilere ya da başka bir organizmaya yerleştirilerek istenilen miktarda ürün kolayca elde edilebilmektedir.

                       GEN TRANSFERİ NELER ARASINDA OLUR ?

 

Gen transferleri türler arasında ve hatta âlemler arasında bile olabilmektedir. Bakteri veya bitki genleri hayvanlara transfer edilebilmektedir.

                       GEN TRANSFERİHANGİ ALANLARDA KULLANILIR?

  • Genlerde meydana gelen genetik bir bozukluğu tamir etmek.
  • Canlının büyüme oranını arttırmak.
  • Canlıyı bir hastalığa, susuzluğa, tuzluluğa, soğuğa veya sıcağa dayanıklılığını arttırmak,
  • Canlıya daha önceleri normal olarak yapmadığı şeyleri yaptırmak veya kazandırmak şeklinde sıralanmaktadır