Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Isırıldım. Ne yapmalıyım?

Atasözü yanıltmasın. Havlayan havlamayan tüm köpekler ısırabilir. Kuduz da olabilir. Isırıldığınızda ne yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Kedi köpek gibi evcil hayvanların dişleri sivri jiletlerden farksız.

Mekanik zarar bir yana şap, kuduz gibi bulaşıcı hastalıklara dikkat etmek lazım. Böyle zamanlar doğru ilk yardım çok önemli.

 Siz onu bir de büyüyünce görün.

Küçük yaralanmada ne yapmalı?

Yara ilk beş dakikada su ve sabunla yıkanmalı. Mikrop kapmaması için temiz bandajla sarılmalı. İlk müdahaleden sonra doktorla görüşülüp gerekli incelemelerin ardından ekstra tedaviye karar verilmeli.

Derin yaralanmada ne yapmalı?

Kanamayı durdurmak öncelikli. Temiz ve kuru bezle yaraya basınç uygulamak işe yarayabilir. Bu tür yaralanmalarda gecikmeden doktora gidilmeli. Özellikle yarada şişme, kızarıklık, ağrı ve iltihaplanma varsa.

Hangi hayvanlar risk grubunda?

Kuduz hastalığı kısa zamanda salgına dönüşebilir. Bölgedeki tüm hayvanlar risk grubunda. Ortada salgın olmasa da çevrede kuduz taşıyan hayvan bulunabilir.

Biraz ürkütücü görünsede tüysüz Çin köpeği aslında çok uysal bir tür.

Geçmişi bilinmeyen aşısız evcil hayvanlar, yabani hayvanlar (özellikle yarasa, fare gibi potansiyel kuduz taşıyıcısı olanlar) tehlikeli. Dikkat şart.

Sağlık kuruluşlarına gelen ısırılma vakaları çoğu zaman evcil hayvanların marifeti. Ancak bu tehlikenin daha az olduğu anlamına gelmiyor.

Aşılanmamış evcil hayvanlar en az vahşi olanlar kadar tehlikeli. Hastanelere yapılan başvuruların %90’ı köpek, %3’ü yarasa ve %2’si kedi kökenli.

Daha nadiren de olsa rakun, kokarca ve tilki de risk grubunda.

Kuduz hayvan ısırırsa ne yapmalı?

Sakin olun. Kuduz hayvan tarafından ısırılmak kesin olarak hastalığa yakalanmak demek değil.

Kuduza yakalanma riski tırmalamalarda % 0.1 – 1 arası.

Isırılmada yaraya doğrudan salya değince oran çok daha yükseliyor. Önemli olan geciktirmeden doğru tedavi.

Öncelikle ısırılan bölge hemen sabunlu suyla iyice yıkanmalı. Isıran hayvan kontrol altına alınmalı. Başkasına zarar veremeyeceği biçimde muhafaza edilmeli. 10 gün süreyle gözlem altında tutulmalı.

Isırılmanın hemen ardından en yakın sağlık kuruluşuna bilgi verilmeli. Kuduz tedavi edilmezse ölüm oranı % 100.       

Kuduz aşısı ısırılmadan önce veya sonra yapılabilir. Hayvancılıkla veya hayvanlarla ilgili herhangi bir iş alanında çalışılmıyorsa aşı genellikle sonradan uygulanır.

Dikkat: Aşı yaralanmadan sonraki ilk 72 saat içinde yapılmalı. Bu süre aşılmışsa yapılan ilk aşıya kuduz immünglobulin de ekleniyor. İlk aşıyı izleyen 3, 7, 14, 28. günlerde aşı yineleniyor. Son iki aşının yapılması hayvanın ilk 10 gün içerisinde ölüp ölmediğine bağlı. Hayvanda herhangi bir sıkıntı yoksa son aşıların yapılmasına gerek kalmayabilir.

Sağlık personeli kuduza maruz kalma riskini tayin etmek amacıyla bazı sorular yönlendirebilir:

•    Olay nerede oldu?

•    Hayvanın türü neydi?

•    Olay nasıl gerçekleşti?

•    Isıran hayvanın aşısı var mıydı?

•    Hayvan emniyetle karantinaya alındı mı?

•    Kuduz incelemesi yapıldı mı?

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Şarbonun nedenleri?

Şarbon bir aralar çok meşhurdu. Bu aralar pek sesi çıkmıyor ama hatırlatalım: Şarbon 60 sene uyuyabilir. Bakalım şarbonun nedenleri neymiş.

Şarbon sporlu bakterilerin eseri. Şakası yok gayet ciddi. Bulaşıcı. Özellikle av ve çiftlik hayvanlarında yaygın. Hasta hayvanlarla temasa geçen, bu hayvanların etlerini tüketen insanlara da bulaşabilir.

Normalde şarbon insandan insana bulaşmıyor. Ancak nadiren de olsa cilt lezyonları yoluyla bu da mümkün.

Şarbon ölümcül bulaşıcı hastalıklardan. Başta aşı olmak üzere çeşitli korunma yöntemleri var. Aşı %90 oranında koruma sağlıyor. Dünyadaki şarbon vakaları giderek azalıyor. Öyle ki Amerika’da 2001’den beri şarbon vakası görülmedi. Türkiye’de sorun tamamen çözülmüş değil ama veriler iç açıcı. Bugün Türkiye’de yalnızca 150 civarında şarbon vakası mevcut.

 Şarbon çoğunlukla Akdeniz ülkelerinde görülüyor.  

Şarbon bakterisi gizemli. Ortaya çıkış şekli ve kaynağı bilinmiyor. Hatta bu nedenle biyolojik silah olduğu görüşü yaygın. Paranoyak olmamak lazım ama bu da yabana atılmayacak bir fikir. Şarbon kendi kendine çoğalan, saklaması kolay, en önemlisi ucuz bir silah olabilirdi. Robert Koch Bacillus Anthracis bakterisini 1875’te keşfetmeseydi.

Şarbonun nedeni çomak biçimli, hareketsiz bir bakteri. Ama bu ağır arkadaş bol oksijenli, 37 derece sıcaklıkta bir ortama girdi mi anında hareketlenmeye başlıyor ve çoğalıyor. Bu değer insan vücut ısısına çok yakın.

Şarbon normalde hastalığa neden olmuyor. Ancak ürettiği toksin ve kapsül masum değil. Bunlar olmasa şarbonla anlaşır giderdik.

Şarbon bakterisi kendi dışında “spor” denen bir yapı oluşturuyor. Spor bakteriyi soğuktan, sıcaktan, zararlı ışınlardan, asitli ortamdan, kurumaktan koruyor.

Sporlu şarbon bakterisini pasifleştirmek için 140 derece sıcaklıkta yarım saat bekletmek gerekiyor. Öyle de dayanıklı. 

Şarbonun kaç türü var?

3 tür şarbon bakterisi var. Bunlar:

Deri şarbonu: En yaygın tür. Hayvan derisine temasla bulaşıyor. Açık yaradan vücuda giriyor.

Siyah yaralara, yüksek ateşe, lenf bezlerinde ve boğazda şişmeye neden oluyor. 

Bulantı ve kusma da görülüyor.  Antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Hayati tehlike riski düşük.

Sindirim sistemi şarbonu: En çok ölüme neden olan şarbon türü. Şarbonlu hayvanların etlerinin yenmesiyle bulaşıyor. Çiğ, iyi pişmemiş etler riski daha da arttırıyor. Sindirim sisteminde kanamalara yol açıyor. Kanlı kusma, kanlı dışkı, iştah kaybı, yüksek ateş, boğaz ağrısı ve boyunda şişme diğer belirtileri. Tedavi için antibiyotik kullanılıyor ama bunun ne kadar işe yaradığı henüz bilinmiyor.

Akciğer şarbonu: Solunum yoluyla akciğerlere yerleşiyor. Nefes almada güçlüğe neden oluyor. Belirtiler bakteriyle temastan 7 gün sonra ortaya çıkıyor. Başta soğuk algınlığına benziyor. Birkaç gün sonra ateş iyice yükseliyor. Lenf bezleri şişiyor. Nefes almada güçlük başlıyor.

Akciğer şarbonunda hasta şoka ve komaya girebilir. Erken teşhis ve tedavi önemli. Hastalık soğuk algınlığına benzediğinden  erken tanısı zor.

Geç müdahalede menenjit gelişebilir. Antibiyotik tedavisi işe yaramaz.

Şarbona yakalanmak için bakteriyle doğrudan temas kurmak gerekiyor. Özellikle bazı meslek grupları bu açıdan daha fazla risk altında: Ordu mensupları. Hayvancılıkla uğraşanlar. Açık arazide çalışanlar. Avcılar. Laboratuvar personeli. Kürkçüler. Dericiler. Veterinerler. Kasaplar.

Deri şarbonu hastalıklı hayvana temasla bulaşıyor. Sindirim sistemi şarbonu bu tür hayvanların etinin yenmesiyle. Akciğer şarbonu ise bakterinin doğrudan solunmasıyla başlıyor.

Sanayi ürünlerinde kullanılan hayvan yünleri, deri ve kıllar da şarbon bulaşıcılığını etkiliyor. Özellikle hastalığın yaygın olduğu ülkelerden hayvan ve hayvan ürünlerini satın almak riskli. Laboratuvar çalışanları da topun ağzında. Çünkü dikkat edilmezse şarbon mikrobu bulaşabilir. Düşük bir ihtimal ama kritik önemde.

Belirtileri taşıdığına inanan kişi en kısa zamanda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı. Burada doktorlar vakanın neyle ilişkili olduğunu belirlemek için bazı testler uygulayabilir:

Deri testi: Deriden alınan örnekler laboratuvar ortamında incelenir. Ciltte yara varsa bu yaradan alınan sıvı örneğine de bakılır.

Kan testleri: Şüpheli kişiden alınan kan örneği tahlil edilir.

Akciğer grafisi veya bilgisayarlı tomografi: Özellikle akciğer şarbonu şüphesi taşıyan kişilere uygulanır. Akciğer grafisi şarbon yıkımını gösterir.

Endoskopi ve dışkı örneği testi: Dışkı incelenir. İçinde kan veya şarbon olup olmadığına bakılır. Endoskopideyse kişinin bağırsaklarında herhangi bir yara veya kanama olup olmadığı kontrol edilir.

Omurgadan sıvı alımı: Bazı durumlarda doktor omurgadan şırınga benzeri bir cihazla sıvı alıp incelemek isteyebilir. İşlemin acısı yok.

Şarbon nasıl tedavi ediliyor? Hangi ilaçlarla?

Şarbon tedavisinde siprofloksasin ve doksisiklin bazlı antibiyotikler kullanılıyor. Antibiyotiklerin kombinasyonu ve oranı değişebilir. Tedavi genelde 60 gün sürüyor. Yaş ve genel sağlık gibi diğer faktörlere göre bu süre değişebilir.

Deri şarbonu olan hastalara antibiyotik tedavisi dışında pansuman yapılıyor.

İlk 60 günün sonunda hastaya bazı testler uygulanıyor. Sonuçlara bağlı olarak antibiyotik tedavisi sürebilir.

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Salmonella nasıl bulaşır?

Annelerin “çiğ yeme karnın ağrır” uyarısı bilimsel gerçeklerle uyumlu. Salmonella’dan korunmanın en etkili yolu yiyecekleri iyi pişirmek. Peki salmonella nasıl bulaşır.

Salmonella bakterisi gıda zehirlenmesine yol açıyor. İnsanlarda ishalli hastalığa neden olan bu yaramazların birçok türü var. Salmonella Typhimurium ve Salmonella Enteritidis en yaygın olanları.

 Salmonella bakterisi evcil hayvanların bağırsaklarında yaşıyor. 

Salmonella özellikle kümes hayvanları ve domuzlarda yaygın. Su, toprak, böcekler, fabrika yüzeyleri, mutfak yüzeyleri, hayvan dışkıları, çiğ et ve çiğ deniz mahsullerinde de rastlanıyor. Çoğu zaman hayvan dışkısı bulaşmış yiyeceklerle yayılıyor. 

Salmonella belirtileri ne?

Salmonella bakterisi alan kişide 12 – 72 saat içinde ishal, ateş ve karında kramplar gelişebilir. Hastalık çoğunlukla 4 – 7 gün sürüyor ve genellikle tedavisiz geçiyor. Ancak bazen hastaneye yatırılmayı ve antibiyotik kullanmayı gerektirecek düzeyde ağırlaşıyor. Yaşlılar, bebekler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler risk grubunda. Başlıca belirtileri: Karın krampları, ishal, ateş, kusma, bulantı, baş ağrısı ve titreme.

Salmonelladan nasıl korunulur?

Ellerinizi yıkayın: Yiyecekleri hazırlamadan önce ellerinizi sabun ve ılık suyla iyice yıkayın. Evcil hayvanlarla temasın ardından da mutlaka ellerinizi yıkayın.

 Salmonella çiğ yiyeceklerle bulaşıyor.   

İyi pişirin: Salmonella ısıya duyarlı. 70 °C’nin üzerinde yaşama şansı yok.

Çiğ yumurtadan kaçının: Mayonez, kurabiye unu gibi çiğ yumurta içeren yiyeceklerden kaçının.

Çapraz bulaşmayı önleyin: Sebzeleri, pişmiş ya da hazır yiyecekler, pişmemiş yiyecek ve çiğ yumurtadan ayrı tutun. Çiğ yiyecekleri hazırladıktan sonra ellerinizi ve kullandığınız mutfak malzemelerini iyice yıkayın.

Gıdalara dikkat edin: Çiğ ya da az pişmiş tavuk, et, yumurta ya da pastörize olmayan sütten üretilen yiyecek ve içeceklerden kaçının.

Bol suyla yıkayın: Sebzeleri ve meyveleri akan suyun altında yıkamanız daha uygun .

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Hepatit C’den korunma yolları

Angelina Jolie gibi olsam başka ne isterim demeyin. Hepatit C sizden uzak olsun sağlığınız yerinde dursun. Bakalım hepatit C’den korunma yolları neler?

Rivayete göre Hepatit C virüsü Angelina Jolie’ye bulaşmış. Gitmiş karaciğere yerleşmiş. Orada iltihap yapmış. Yaralar açılmış. Karaciğer onarılamayacak düzeyde zarar görmüş. Şimdi karaciğer nakline ihtiyaç varmış. Global tabloidlerin tümü, elbette bizimkiler de haberi böyle aktardılar. Hepatit C virüsü birkaç yıl önce de Pamela Anderson’a musallat olmuştu. Kısaca virüsle ilgili bilgilerimizi tazelemek için gündem uygun diyebiliriz. 

Hepatit virüsünde çeşit bol. A’sı var, B’si var, bu da C’si. Hepatit virüsü tam bir boksör: karaciğere çalışıyor. C tipinin en azından 6 tane alt dalı belirlendi. Biri diğerinden daha tehlikeli değil, ancak hepsinin tedaviye verdiği yanıt farklı.

Hepatit C belirtileri

Başlangıçta ve hastalığın ilk bulaştığı andaki akut belirtiler şöyle:

• Sarılık (tende ve gözlerde sararma, idrarda koyulaşma)

• Karın ağrısı

• İştahsızlık

• Mide bulantısı

• Halsizlik

6 aydan sonra hepatit C kronik aşamaya geçiyor. Virüs hala aktif. İlk belirtiler yok denecek kadar hafifleyebilir ama kişi hepatit C’yi hala bulaştırabilir. Bu aşamada gözlenebilecek bazı belirtiler şunlar olabilir:

• Aşırı halsizlik

• Depresyon

• Hafıza ve konsantrasyon problemleri

• Ruh halinde değişimler

• Hazımsızlık

• Eklem ve kas ağrıları

• Baş ağrısı

• Karaciğer bölgesinde ağrı

• Karın ağrısı

20 – 30 yıl gibi uzun sürelerde hepatit C’si olan 5 kişiden birinde siroz ya da karaciğer yaraları görülmeye başlar. Siroz karaciğer çalışmayı sürdürüyorsa kompanse siroz; karaciğer çalışmayı tamamen bırakmışsa dekompanse siroz adını alır. Bu aşamada tek tedavi yolu karaciğer nakli.

Hepatit C nasıl bulaşır?

Kan ya da vücuttaki başka herhangi bir sıvının hastalıklı kişiden bağışıklığı olmayan başka bir kişiye geçmesiyle bulaşır.

• İlaç ve şırınga paylaşımıyla

• Doğum sırasında (anneden bebeğe)

• Kondom olmadan seks yapıldığında

Hepatit C yemek ve su paylaşımıyla bulaşmaz. 

Kimler hepatit C riski altında?

• Uyuşturucu bağımlıları

• Böbrek diyaliz hastaları

• Kan ya da organ nakli yapılanlar

• Teşhis edilemeyen karaciğer sorunları yaşayanlar

Hepatit C‘si olan anneden doğmuş çocuklar

• Dövme ve piercing yaptıranlar

Hepatit C nasıl teşhis edilir?

Hepatit C’yi teşhis edebilmek için iki tür test yapılabilir. Biri antikor testi diğeri PCR testi.

Antikor testi. Antikorların virüsü kontrol etmesine ya da virüsle savaşmasına bakar. Böylece vücudun daha önce hepatit C ile tanışıp tanışmadığı ortaya çıkabilir.

PCR testi. Virüsün hala vücutta olup olmadığına, hala üretilip üretilmediğine bakar.

Hepatit C nasıl bulaşmaz?

Kan ya da diğer vücut sıvıları yoluyla bulaşır. Bulaşamayacağı bazı durumlara bakalım.

• Öksürmek

• Burun akıntısı

• Sarılmak

• Öpüşmek

• Emzirmek

• Aynı çatal bıçağı kullanmak

• Günlük iletişim 

• Yemek ya da su paylaşımı

Özetle günlük iletişim riskli değil. Ancak unutmayın: hepatit C kan yoluyla bulaşır. İşin içinde kan varsa dikkatli olmalısınız.

• Jilet, diş fırçası, tırnak makası gibi üzerinde kan olabilecek eşyaları paylaşmayın. Açık yaralarınızı bantlayın.

• Ped, tampon ve yara bantlarınızı dikkatli bir şekilde atın.

• Uyuşturucu bağımlısıysanız yardım alın. Bırakmaya çalışın. En azından enjeksiyonları ya da diğer ekipmanları başkalarıyla paylaşmayın.

• Kan, organ, doku bağışlamayın.

Hepatit C önlenir mi?

Hepatit C‘yi önleyebilecek bir aşı yok. Ancak dikkat edebileceğiniz bazı noktalar şöyle:

• Başkasının şırıngasını kullanmayın.

• Jilet gibi kişisel bakım ürünlerini paylaşmayın.

• Dövme ya da piercing konusunda dikkatli olun. Kullanılan ekipmanların üzerinde başkasının kanı olabilir.

• Biriyle seks yapacağınız zaman mutlaka kondom kullanın.

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Ölümcül grip salgını kapıda mı?

Dünyada henüz 2 kişide tespit edilen yeni bir virüsle karşı karşıyayız. SARS’a benzeyen virüs ölümcül grip salgını başlatabilir mi?

Grip karşılaştığımız en yaygın virüslerden. Türü Corona. Aksırıkla, öksürükle bulaşıyor. Bir anda tüm yakın çevreyi kaplıyor. Grip doğru bakım ve yeterince istirahatle atlatılıyor. Aşısı bile var. Şimdiki haberimizse yepyeni bir Corona virüs türüyle ilgili. 

İngiltere’de tespit edilen yeni virüs korkutuyor. Çünkü araştırmacılara göre 2003’te dünyaya yayılıp yüzlerce insanın hayatına mal olan SARS virüsüne çok benziyor. Peki neyin nesi bu yeni virüs? Daha da önemlisi endişelenmeli miyiz?

Hikayeyi aktaralım: Katar’da yaşayan 49 yaşında hasta bir adam acilen İngiltere’ye götürülüyor ve tedavi altına alınıyor. Aynı olaydan tam 3 ay önceyse Arabistan’da bir hasta aynı belirtilerden yaşamını kaybediyor. Yapılan incelemede iki hastada da aynı virüs türü gözlemleniyor. Virüs yeni, önceki kayıtlarda yok.

İki vakanın da Orta Doğu’dan olması endişe verici. İki vakanın tüm ayrıntıları derinlemesine inceleniyor. Uzmanlar hastalığın ciddiyetini anlamaya çalışıyor. Virüsü insandan insana bulaşabildiğine dair kanıta henüz rastlanmamış. Belki de salgın çoktan başlamıştır.

Peki bu yeni virüs nasıl bir şey?

Yeni virüs Corona türünden. Corona virüs ailesi inanılmaz geniş. Geçtiğimiz yıllarda tüm dünyayı yasa boğan SARS virüsü de bu aileden. Akut solunum yolu enfeksiyonu başlatan SARS’ın ilk olarak hayvandan insana geçtiği düşünülüyor. SARS kolay bulaştığı için çok tehlikeli. İşte bu yeni virüs de SARS’a benzetiliyor. Çünkü o da solunum sorunlarına neden oluyor.

Önce Arabistan’daki vaka, daha sonra da Katar. İkisi de laboratuvarlarda incelenmiş. İki hastadaki virüsler karşılaştırılmış, genetik yönden tıpatıp aynı oldukları görülmüş. Ama sadece bu iki vaka var. Doğal olarak eldeki bilgi çok çok az. Virüs insanlara bulaşır mı? Tehdit kapsamlı mı? Önlem alınmalı mı? Bu soruları cevaplamak için daha fazla bilgiye ihtiyaç var.

Bu virüs ne yapıyor?

Corona virüslerinde ortak özellik: insanlarda ve hayvanlarda solunum sorunlarına yol açıyorlar. Buna gripten aşinayız. Yeni virüsün bulunduğu iki insanda aynı belirtiler ortaya çıkmış. Öksürük, nefes zorluğu ve ateş.

Arabistan’daki hasta öldü. İngiltere’de tedavi görense hala yoğun bakımda. Sadece iki örnek olunca fikir yürütmek güç. Virüs uzun zamandır aramızda geziyor, yalnızca bazı hastalarda ölümle sonuçlanıyor olabilir mi?

Ölümcül grip nasıl bulaşıyor?

Grip örneğinden gidelim. Nasıl bulaşır? Damlacıklarla. Bir öksürük bir aksırık ve işlem tamam. Yeni virüsün griple aynı aileden olduğunu düşününce onun da bu güzergahı izlemesi mümkün. Oysa uzmanlar bu yeni türün öyle kolay bulaşmadığı görüşünde. Yoksa şimdiye çok daha fazla vakayla karşılaşırdık. Arabistan’daki ilk vakanın üstünden tam 3 ay geçtiği hatırlatılıyor; yeni virüsün yaklaşık 800 kişinin yaşamına mal olan SARS gibi kitlelere yayılmayacağı umut ediliyor.

Tedavisi var mı?

Bu yeni hastalığa nasıl bir tedavi uygulanacağı henüz bilinmiyor. Doktorlar hastanın yoğun bakımda tutulması, rahat nefes alması gerektiğini düşünüyor. Sonrası henüz belli değil. Çünkü daha adı bile olmayan virüsün bir aşısı da yok. 

Virüsün nasıl ve ne şartlarda bulaştığı da henüz bilinmediğinden İngiltere’deki hasta çevreden izole edilerek bakım görüyor.

Nasıl ortaya çıkmış?

İki teori var. Birinci teoriye göre mevcut virüs mutasyona uğradı. İkinci teori daha hikayeli: virüs hayvanlar arasında dolaşmaktan sıkıldı. İnsana bulaşmaya karar verdi.

Ne olursa olsun, haberi yakın takibe almakta yarar var.

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Tenyadan korunmanın yolları

İyi pişmeyen yemeklerden bağırsaklara uzanan tenyadan korunma yolları neler? Tenyadan korunmak için yemekleri pişirmek yeterli mi?

Karnınız zil çalıyor. Nerede ne yesem? Ah işte gördünüz. İleride açık bir restoran var. Pek temiz görünmüyor ama olsun. Karnınız doysun yeter. Siparişi verdiniz. Yemeğiniz geldi. Et tam pişmemiş gibi. “Olsun. Bu kadardan bir şey olmaz” deyip tabağı süpürdünüz. Bağırsaklarınıza yerleşen tenyayı ruhunuz duymadı elbette.

Tenya bir tür yassı solucan. Hayvanların bağırsaklarında yaşıyor. İyi pişmemiş etlerden insanlara geçiyor. Tenyalı hayvanlar hijyenik olmayan koşullarda kesilir, iyi pişirilmeden yenirse yüzüne bakılmayacak çirkinlikte bir arkadaşınız oldu demektir. Tenyanın huyuna suyuna az daha yakından baksanız iyi edersiniz.

Tenyanın gayet havalı latince ismi: Taenia Saginata. Vücudu üç bölümden oluşuyor: baş, boyun ve gövde. Gelişimi garip; boyun kısmından büyüyor. Uzadıkça uzuyor. Bazı türleri 10 metreye ulaşıyor. Tenyalar çeşit çeşit. Köpek tenyası, domuz tenyası en bilinenleri. Adlarından belli kimden nasıl bulaştıkları. Peki, bizim menülerde bu ikisi olmadığına göre biz nereden tenya kapıyoruz?

Bizim tenyalar Taenia Saginata’nın yakın akrabaları. Aynı soydan, yassı solucanlar takımının sestod ailesi omurgasızlar şubesinden geliyorlar. Köpek ve domuz tenyaları daha tehlikeli.  Ölüme neden olan türlere oranla bizdeki tenyalar çok daha uysal. Tedaviye başlayınca ısrar etmeden usulca çekip gitmesini biliyor.

Tenyanın yaşamı

Tenyaların yaşamı üç aşama: Yumurta, ara konak, ana konak. Ana konak genelde biz oluyoruz. Yazı başındaki sahneyi başa saralım şimdi: Tenya yaşamına yumurta olarak su birikintilerinde veya nemli ortamlarda başlıyor. Hayvan ahırda yalaktan su içerken tenya yumurtasını da yutuyor. Böylece tenya yumurtası ara konağa geçiyor. Büyüyüp serpiliyor. Yaklaşık 1 mm boyuna ulaşıyor. Sonra büyük bir kamyon geliyor, tenyalı hayvanı alıp mezbahaya götürüyor.

Anlatmak istemediğimiz kanlı bıçaklı işler dönüyor mezbahada. Bu kısımları atlayıp kasaplara ve restoranlara geçelim. Etler reyona seriliyor, siparişler alınıyor. Az pişmiş biftek yenecek, şimdi mutfakta hazırlanıyor. Bu arada bizim tenyanın en sevmediği şey sıcak demiş miydik?  Az pişmiş isteyince tenya düğün bayram ediyor, hele iyi yapılmamış çiğköfteyse etekleri zil çalarak bağırsaklara yerleşiyor.

Bunlar tenyanın yaşamdan keyif aldığı, aşırı mutlu olduğu zamanlar. Şimdi sinsi gibi gezip tozabilir, kafasına göre yiyip içebilir, çılgıncasına eğlenip coşabilir. Zamanla tenyanın bağırsaklarımızda yaptığı alemin ceremesi çıkmaya başlıyor. Şimdi perspektif değiştirelim ve hadiselere ana konak gözünden bakalım:

Bana bir şeyler oluyor!

Az pişirilmiş, tenya aromasıyla lezzetlendirilmiş bifteği afiyetle yemiştiniz. Başlarda herşey yolundaydı. Ertesi gün belli belirsiz karın ağrısı hissettiniz. Önemsemediniz. Öyle böyle derken haftalar geçti. Nedensiz yere kilo kaybediyorsunuz. Mideniz devrilesiye bulanıyor. Bir türlü kilo veremiyordum çok iyi oldu derken iştah iyice kapanıyor. İshal başlıyor. Bulantılara ağrılar da ekleniyor. Üstünüzde halsizlik var. Parmak oynatayım deseniz mümkünü yok. Sabahları yataktan kalkmak istemiyorsunuz. Yüzünüz solgun. Tenya ne kadar mineral ne kadar vitamin varsa hepsini yürütüyor size kalmıyor. Tabii sizin dünyadan (tenyadan) haberiniz yok. Ne yaşadığınızı öğrenmenin tek yolu doktora gitmek.

Tenya tedavisi başlasın!

Ana konak ve tenya doktora gidiyorlar. Doktor ana konağı güzelce muayene ediyor. Kan ve dışkı örnekleri alınıyor. Testler yapılıyor. Bilgisayarlı tomografi çekiliyor. Sonuçlar kimseyi memnun etmiyor. Siz ana konak olduğunuzu öğreniyorsunuz. Tenya ifşa olmuş durumda; türü de boyutları da belli. Hemen tedaviye başlanıyor.

Ağızdan tek dozda alınan ilaçlar hemen etkisini gösteriyor. Tenya tedavisinde prazikuvantel ve albendazol bazlı ilaçlar kullanılıyor. Boyu uzun ömrü kısa tenya buraya kadar.

Kıssadan hisse: çiğ yemeyin karnınız ağrımasın.

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Sepsis kan zehirlenmesi neden olur?

Organlar kuruyor buruşuyor. Damarlarda kan diye enfeksiyon dolaşıyor. Bunun nedeni kan zehirlenmesi. Sepsis sessiz sedasız gelen ölümcül sorunlardan. 

Kan dolaşımına bakteri, mikrop, toksin karışmasına sepsis diyoruz. Kanda bulunan yabancılar organlara iletilen oksijen oranını azaltıyor; beyine ve organlara yeterince oksijen iletilemiyor, metabolizma yavaş yavaş boğuluyor.

Kan zehirlenmesine doğru müdahale edilmezse sorun çabucak tüm vücuda yayılabilir. Sepsis ölümcül sağlık sorunlarından. Özellikle yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıflayanlar risk grubunda.   

Sepsis neden olur?

Sepsise herhangi bir enfeksiyon türü yol açabilir:

•    Akciğer enfeksiyonu (Zatürre, bronşit vb.)
•    İdrar yolları enfeksiyonu
•    Boğaz enfeksiyonu
•    Deri üstündeki bir yarada mikrop kapma sonucu enfeksiyon oluşması
•    Bir apsenin patlayarak iltihabın kana karışması

Son yıllarda dünya genelinde sepsis vakaları artış gösteriyor. Nedenlerine bakalım:

Yaşlanan nüfus: Gelişen tıp teknolojileri ve ilaçlar sayesinde ortalama yaşam süresi uzuyor. Sonuç: sepsisten etkilenebilecek kişi sayısı da artış gösteriyor.

İlaçlara dirençli bakteriler: Bakteriler (tıpkı insan vücudu gibi) düşmanla karşılaşınca onunla nasıl savaşması gerektiğini öğreniyor. Kullanılan ilaçlara bağışıklık kazanıyor. Sepsis vakaları da doğal olarak artıyor.

Zayıf bağışıklık sistemi: Bazı hastalıklar bağışıklık sistemi üzerinde yıkıcı etkiye sahip. HIV, AIDS ve kanser buna örnek. Bağışıklık sistemindeki zayıflıklar sepsis için büyük risk.

Sepsisin belirtisi olur mu?

Sepsis aşamalı bir sağlık sorunu. Sepsis ilerlerse ciddi sepsise döner, ciddi sepsis de septik şoka. Bu nedenle erken tanı önemli.  Çünkü erken tanı sespsisin kolayca tedavi edilmesine imkan tanır. Sepsis geç fark edilirse ölümcül olabilir. Bu nedenle sepsis belirtilerini doğru okunması gerekir. Şimdi belirtilere bakalım:

Sepsis belirtileri:

•    38.5 dereceden fazla ya da 35 dereceden düşük ateş
•    Kalp ritminin artması (dakikada 90’dan fazla)
•    Solunum hızının artması (dakikada 20’den fazla)
•    Enfeksiyon

Ciddi sepsis belirtileri:

•    Ciltte beneklenme
•    İdrara az çıkma
•    Zihinde bulanıklık
•    Trombosit sayısında azalma
•    Nefes darlığı
•    Anormal kalp fonksiyonu

İleri seviyeye ulaşmış, tüm vücuda yayılmış enfeksiyonlarda girilen duruma septik şok denir. Kan basıncı aşırı ölçüde düşer. Belirtileri sepsis ve ciddi sepsis belirtilerinin ağırlaşmış versiyonudur.

Kimler sepsis olabilir?

Sepsis hemen herkesin başına gelebilir. Ancak sepsisin radarına takılanlar genellikle bağışıklık sistemi zayıf olanlar ve yaşlılar. Sepsis riski yüksek gruplara bakalım:

•    Çok yaşlılar ve çocuklar
•    Bağışıklık sistemi zayıf olanlar
•    Yoğun bakım ünitesindeki ağır hastalar
•    Intravenöz kateter ya da solunum tüpü kullananlar

Sepsis bana ne yapar?

Sepsis kandaki oksijen oranını düşürür. Beyin, kalp, böbrek gibi hayati organların beslenmesini azaltır. Organ yetmezliğine ve doku ölümlerine neden olabilir. Doku ölümleri iç organlarda olduğu gibi el, kol ve bacaklarda da olabilir.

Kan tüm vücudu dolaşarak en küçük hücreye bile oksijen ve gerekli maddeleri taşıyor. Sepsisteyse kanla birlikte enfeksiyon geziyor, kandaki oksijen oranını düşürüyor ve hücreleri öldürüyor. Sepsis ileri seviyeye ulaşırsa ölüm riski çok yüksek. Septik şok geçiren vakaların ancak % 50’si hayatta kalıyor. 

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Beyin yiyen amip

“Beyin yiyen amip” ucuz korku filmine ideal isim olabilirdi ama gerçeğin ta kendisi. Beyin yiyen amip dikkat edilmezse hepimizin başını yiyebilir.

Amip tek hücreli mikroorganizmalardan. Mikroskobun keşfinden beri biliniyor. Literatüre beyin yiyen amip olarak geçen tür yeni sayılır. 1965’te Avusturalya’da keşfedildi. Latince adı Naegleria fowleri.

Amip türleri saymakla bitmez ama sadece birkaçı insan sağlığına zararlı. Beyin yiyeni en tehlikelisi. Naegleria fowlerin de kendi içinde farklı türleri var. Al birini vur ötekine, tümünün derdi zarar ziyan.

Beyin yiyen amip Naegleria fowleri’nin boyu yaklaşık 8 mikrometre. 1 mikrometre veya 1 mikron 1 milimetrenin binde 1’i olduğuna göre endişelenmeye gerek yok sanmayın. Naegleria fowleri ölümcül; çok da kolay ürüyor. Şartlar uygunsa, nemli ve sıcaksa (amip için bu sıcaklık yaklaşık 45 C civarı)göz açıp kapayana dek amip önce aile, sonra sülale, derken belediye, nihayet devlet kuruyor.

Ortamın sıcaklığına göre amip yaşam döngüsünde 3 farklı biçim söz konusu: kist, trofozit, kamçılı amip. 45 C’den daha yüksek sıcaklıklar Naegleria fowleri’nin ölmesine neden oluyor. Şimdi nerelerde yaşadıklarına bakalım:

•    Sıcak göl, göletlerde
•    Çamur birikintilerinde
•    Özellikle yavaş akan, sıcak nehirlerde su seviyesi düştüğünde
•    Temizlenmeyen havuz ve hamamlarda
•    İşlenmemiş kuyu sularında
•    Kaplıcalarda ve jeotermal su kaynaklarında
•    Kirli olan termal santral çevresinde
•    Akvaryumlarda
•    Toprak ve tozlarda

Beyin yiyen amip Naegleria fowleri tuzlu suyu sevmiyor. Temiz sularda da yaşayamıyor. Kurbanlarının çoğunu kuraklığın etkilediği, karasal iklimin hüküm sürdüğü bölgelerden seçiyor.

Gerçekten beyin mi yiyor?

Beyin yiyen amip deyince akıllarda zombi gibi saldıran küçük canavarlar oluşuyor. Ancak aslında beyin yiyen amip Naegleria fowleri de menüsüne ayılıp bayılmıyor. Beyin kazara yemek haline geliyor. Beyin yiyen amip Naegleria fowlerinin asıl gıdası diğer bakteriler. Bu nedenle beyin adeta açık büfeye dönüşüyor. Beyin yiyen amipler de buraya üşüşüyor. Sonuçta beyin zarar görüyor. Menenjite benzer sonuçlar oluşuyor.

Beyin yiyen amip belirtisi

Beyin yiyen amiplerin hemen hepsi ağızdan vücuda giriyor. Koku alma kanalı ve burun içi mukoza geçilerek koku alma sinirine ve beyine ulaşılıyor. Amipler burada ani ve ölümcül primer amibik meningoensefalit (PAM) olarak adlandırılan menenjitlere neden oluyorlar.

•    Baş ağrısı
•    Ateş
•    Boyunda tutulma
•    İştah kaybı
•    Kusma
•    Ruh hali değişimleri
•    Nöbet
•    Koma
•    Bulanık görme
•    Tat alamama
•    Halüsinasyonlar

Beyin yiyen amipten kimler daha fazla etkileniyor?

Amerika kıtasını kapsayan bir araştırma yapılmış. Buna göre beyin yiyen amiplerin menülerinde 12 yaş altı erkek çocuklar daha yaygın. 12 yaş altı çocuklar toplam vakaların %60’ını kaplıyor. Genel olarak da vakaların %80’i erkeklerden oluşuyor.

Beyin yiyen amipin tedavisi var mı?

Beyin yiyen amiplere karşı henüz kesin tedavi yöntemi yok. Ancak bazı ilaç karışımlarının amipleri öldürdüğü görüldü. Genellikle kazanan taraf beyin yiyen amipler oluyor.

Beyin yiyen amipe erken müdahale işe yarar mı?

Erken müdahale şansı ne yazık ki pek yok. Süreç inanılmaz hızlı yaşanıyor. Zaten hızlı bir süreç. İlk belirtilerden şüphelenmek bile kimi zaman güç. Üstüne bir de hangi bakterinin neden olduğunu belirlemek gelince çoğu durumda iş işten geçmiş oluyor. Ancak yine de konu hakkında çalışmalar hızla sürüyor.

Beyin yiyen amipten korunma yolu

Beyin yiyen amiplerden kurtulmak güçse önceliğimiz onlara hiç yakalanmamak olmalı. Bunun için yapabileceğimiz en önemli şey durgun, sığ ve sıcak sulardan uzak durmak. Beyin yiyen amiplerin sıcak suları sevdiğini biliyoruz. Bu nedenle bu bölgelerde dolanmasak iyi olur. Aynı mantık çamurlarda da geçerli.

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Bu kış grip aşısı yaptıralım mı?

Kış yaklaştı. Yine gündemde aynı soru: Grip aşısı yaptırsak mı yaptırmasak mı? Grip aşısının zararı var mı? Peki uzmanlar ne diyor? 

Geçen kış sanki daha çetin geçmedi mi? Kar yağışı bile başkaydı. Sepelerken bakmışsın tipiye dönmüş; fırtına kıyamet kopuyor. Trafik çilesi, okul tatili arasında şifayı kapmak an meselesiydi. Gripten kaçmak umuduyla haplar ilaçlar içildi, vitaminler yutuldu. Derken onca badire havaların ısınmasıyla unutuldu, şimdi yine başa dönüldü. gitti. Herkesin aklında aynı soru: “Bizim çocuğa grip aşısı yaptırsak korur mu? Bu grip aşısına zararlı diyorlar doğru mu? Ucuzu işe yaramıyorsa satılmasına nasıl müsaade ediyorlar?”

Kim düzenli olarak grip aşısı olmalı?

Grip aşısı çıktı çıkalı dedikodusu da yanında geliyor. Kimi derhal yaptırıyor, kimi istemem deyip kenara çekiliyor. Uzmanlara göre herkese şart değil ama bazıları mutlaka grip aşısı yaptırmalı: 

•    Kronik solunum sorunu olanlar
•    Astım hastaları
•    Kronik kalp rahatsızlıkları çekenler
•    Kronik böbrek hastaları
•    Nörolojik sorunlar yaşayanlar (beyin felci, beyin kanaması vb.)
•    Diyabetliler
•    Kronik akciğer sorunu yaşayanlar
•    Kemoterapi görenler
•    Yoğun ilaç tedavisi alanlar
•    65 yaşın üzerinde olanlar
•    Hasta bakıcılar ve hastane çalışanları

Geçen yıl olduğum grip aşısı bu yıl da korur mu?

Grip virüsü yerinde durmuyor, her yıl kendini biraz daha geliştirip çıkıyor karşımıza. 2012 model grip aşısı bu yıl yenilenen grip virüsüne karşı etkili. Özetle sorumuzun cevabı olumsuz. Geçen yıl yapılan grip aşısı yeni gripten korumuyor. Grip virüsü çok akıllı. Sürekli şekil değiştiriyor. Uzmanlar da aralıksız değişimi izliyor. 2012 – 2013 kış aşısında neler olduğuna bakalım:

•    H1N1. Domuz gribi anti virüsü.
•    H3N2. Kuşları ve memeli hayvanları etkileyen virüs. Geçen yıl insanlar arasında da yayıldı.
•    2010’da aktif olan B/Wisconsin/1.

Hatırlatalım: Grip aşısı oldum bu kış rahatım yok. Çünkü grip aşısı uzmanlara göre % 75 koruma sağlıyor. Kış şartlarını düşünecek olursak bu azımsanmayacak bir oran.

Grip aşısının yan etkileri

Aşıdan sonra hafif bir ateş ve kas ağrısıyla karşılaşırsanız korkmayın. Tabii bir de aşı olduğunuz kolunuz ağrıyabilir. Başka yan etkisi yok. Geçmişte grip aşısı olup alerjik reaksiyon gösterdiyseniz dikkatli olun. Bilinen başka alerjileriniz de varsa doktorunuzun tavsiyesi olmadan aşı yaptırmayın.

Çocuklar da grip aşısı olabilir mi?

Çocuğunuz okula gidiyor, bir sürü çocukla aynı sırada oturuyor, aynı yerlerde oynuyor, aynı tuvaleti kullanıyor. Okul vıcık vıcık virüs kaynıyor. Sonunda eve virüslerle gelmesi çok doğal değil mi? Çocuğa grip aşısı yaptırmanın sakıncası yok. Karar size kalmış.

Peki gripten korunmanın tek yolu grip aşısı mı?

Diyelim aşıya karşısınız; bir türlü ısınamadınız ya da iğneden korkuyorsunuz. O zaman ellerinizi yıkayın. Ellerinizi sık yıkamak virüsün bulaşmamasına yardım eder. İğne kadar koruyucu mu bilemeyiz ama sağlığınız için iyi olduğuna garanti verebiliriz.

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Tetanosun nedenleri

Tetanos kapmak için illa paslı çiviyle yaralanmak gerekmiyor. Çıplak ayakla çamura basmak tetanosun nedenleri arasında. Bakalım tetanosun nedenleri neler. 

Eş dost hatırına küçük bir gezinti için köye geldiniz. Alışmayınca müşkül tabii, ayakkabılar ayağınızı vurdu. Sağlık olsun şıpıdık terlikle dolaşmaya devam. Civarda devasa inekler, uzaklarda beyaz lekeler gibi koyunlar. Havada hafif yağmur. Hülyalı zihinle dolaşırken çıplak ayakla çamura da basmışsınız iyi mi?

İyi değil. Özellikle ateşiniz yükseliyor, kaslarınız ağrıyorsa çok kötü. Son beş yılda aşı olmadıysanız büyük ihtimalle tetanos kaptınız.

Tetanosun nedenleri

Tetanos malum toz, toprak, hayvan dışkısı ve pastan geçiyor. Doğru tedavi edilmezse sonucu ölüm. Descombey’in 1924’te icat ettiği aşı sayesinde günümüzde tetanosa bağlı ölüm oranı neredeyse yok denecek kadar az.

Tetanosa Clostridium tetani denen bir bakteri türü yol açıyor. Toz, toprak, pas ve hayvan dışkısında bu bakteriden bol bol var. Açık yaranız varsa bakteri derhal içeri doluşuyor. Kendini sağlama aldıktan sonra kasları ve motor nöronları etkileyen bir toksin üretmeye başlıyor. Kaslar sertleşiyor, kas kontrolü kaybediliyor. Çenede ve boyunda ağrılı kasılmalar gözlemleniyor. Solunum güçleşiyor.

Tetanosun belirtileri

Tetanos bakterisi vücuda giriyor. Kuluçkaya yatıyor. Bu süre yaklaşık 8 gün. İlk belirtiler değişken: kiminde hemen ortaya çıkıyor, kiminde haftalarca tek işaret görülmüyor. Belirtileri sıralayalım:

•    Çene kaslarında sertlik
•    Boyun kaslarında hareket güçlüğü
•    Yutmada güçlük
•    Karın kaslarında sertlik
•    Kas spazmları (Işık, gürültü ya da dokunmayla tetiklenen birkaç dakika süreli kas spazmları)
•    Ateş
•    Terleme
•    Yüksek tansiyon
•    Kalp atışında hızlanma ve ritim bozukluğu

Kimler tetanos riski altında?

Tetanos havadan bulaşmaz. Bakteriyle doğrudan temas gerekir. Kimlerin daha fazla risk altında olduğuna bakalım:

•    Tetanos aşısı olmayanlar
•    Açık yarası olanlar
•    Başka bir bakteri nedeniyle bağışıklık sistemi zayıf olanlar
•    Hayvancılıkla uğraşanlar
•    Yaşlılar
•    Bebekler ve küçük çocuklar

Elinize paslı çivi batarsa, açık yaraya toz toprak veya hayvan dışkısı değerse tetanos kapma ihtimalinin yüksek olduğunu biliyoruz. Peki başka neler riski yükseltir?

•    Ateşli silahla yaralanma
•    Delici veya kesici aletle yaralanma
•    Trafik kazaları
•    Yanıklar
•    Cerrahi yolla açılan yaralar
•    Kulak ve diş enfeksiyonları
•    Hayvan ısırıkları
•    Dövme yaptırma (hijyenik olmayan koşullarda dövme yaptırılmamalı)

Kategoriler
Bulaşıcı Hastalıklar Soru Cevap Soru Cevap

Tetanos tedavisi nasıl yapılır?

Tetanos aşısı yenilenmezse sonuç ölümcül olabilir. Bakalım tetanos tedavisi nasıl yapılır? Tetanos tedavisinin riskleri var mı?

Tetanosun nedeni Clostridium tetani. Bu bakteri özellikle boyun ve çene kaslarını etkiliyor. Müdahale edilmezse ölüme neden oluyor. Tetanos paslı aletlerin vücutta kesikler açmasıyla, açık yaralara toz toprak veya hayvan dışkısı değmesiyle bulaşıyor. Her yara tetanos olacak diye bir kural yok. Emin olmanın yolu doktor kontrolü.

Nasıl emin olunur?

Laboratuvar testleri genellikle tetanosun belirlenmesinde etkili değil. Doktorlar tetanos tanısı için fiziksel bulgulara bakıyorlar. Kas spazmlarını değerlendiriyorlar. Genel sağlık geçmişine ve aşı kayıtlarına bakıyorlar. 

Tetanos nasıl tedavi edilir?

Tetanos tedavisi 3 aşama. Yara bakımı öncelikli. İlaç tedavisi şart. Destekleyici tedaviler de önemli.

Yara bakımı: Bu aşamada yaranın yüzeyi ve çevresi iyice temizleniyor. Bu sayede tetanos bakterisinin vücuda girmesi ve üremesi engelleniyor.  

İlaçlar ve iğneler: Tetanos tedavisinde pek çok ilaç kullanılabilir. Bunlar antitoksinler ve antibiyotikler içeriyor. 

Aşı: Koldan kas içine 3 doz yapılıyor. Ölü tetanos bakterileriyle hazırlanan aşılar tetanosa karşı bağışıklık kazandırıyor. 

Sedatif: Yatıştırıcı ilaçlar. Kas spazmlarına karşı kullanılıyor. 

Diğer ilaçlar: Tetanos tedavisinde morfin, magnezyum sülfat ve bazı beta blokerlar da kullanılabilir. Bu ilaçlarla solunum ve kalp atışı gibi istemsiz kas hareketleri düzenlemede etkili. 

Destekleyici tedaviler: Tetanos ağır enfeksiyona yol açtığı için tedavi uzayabilir. Bu süreçte kas gevşeticiler, nefes almayı kolaylaştıran araçlar (ventilatör) kullanılabilir. 

Doktora gitmesem olmaz mı?

Kesinlikle olmaz. Delici aletlerle açılan yaralar, derin kesikler, hayvan ısırıkları ya da iyi temizlenmeyen açık yaralar tetanos başlatabilir. Bu saydıklarımızdan biri başınıza gelmişse, geçen 5 yıl içinde tetanos aşısı olmamışsanız mutlaka tıbbi yardım almalısınız. Tetanos şakaya gelmez.  

Görece küçük ve yüzeysel yaralarınız varsa büyük ihtimalle tetanos olmazsınız. Ancak yine de işi şansa bırakmamak lazım. En küçük belirtide mutlaka tıbbi yardım almalısınız. Önerilere bakalım:

Kanamayı durdurun. Büyük ya da küçük tüm yaralanmalarda öncelikle kanamayı durdurmak gerekiyor. Temiz bir bezle ya da gazlı bezle yaranın üzerine iyice bastırıp 3 – 4 dakika beklerseniz kanama durur. Sürüyorsa tıbbi yardım almalısınız. 

Yarayı temizleyin. İlk yardımın ikinci adımı. Yarayı ılık suda yıkayıp yabancı maddelerden kurtulabilirsiniz. Ardından tentürdiyot ya da oksijenli suyla yaranın çevresini güzelce temizlemelisiniz. 

Antibiyotik kullanın. Kanamayı durdurduktan ve bölgeyi temizledikten sonra antibiyotik içerikli krem ya da merhem şart. Bu şekilde hem yaranın iyileşme süresini kısaltırsınız, hem de tetanos bakterisinin üremesini önlersiniz.

Yarayı kapatma. Açık yaralar çabuk iyileşiyor. Siz yine de işi şansa bırakmayın. Dışarı çıkarken yaranızın üzerini mutlaka kapatın. Malum toz toprak bakteri yuvası. 

Bandajları değiştirin. Yaranın çabuk iyileşmesi için temizlik kritik önemde. Günde 2 defa bandajlarınızı değiştirmelisiniz. 

Tetanos tedavisinde aşı ve önleyiciler 

Tetanosu önlemek kolay. Aşılar sizi kesin olarak korur. Tetanos vakalarının çoğunun son 10 yıl içinde tekrar aşılanmamış ya da hiç aşı olmamış kişilerde görüldüğünü belirtelim. 

Çocuklara tetanos aşısı genellikle difteri ve asellüler boğmaca aşılarıyla birlikte verilir.  5 kez tekrarlanır. Aşılar sırasıyla 2, 4, 6. aylarda, ardından 15 ile 18. aylar arasında, son olarak da 4 – 6 yaşlarda tekrarlanır. 

Tetanos aşısı daha büyük çocuklarda veya 65 yaş altı yetişkinlerde 10 yılda bir tekrarlanır. Ücretsiz sağlık hizmetleri kapsamında olan tetanos aşısı okullarda 11 – 12 yaş grubu çocuklara toplu olarak yapılır. Tetanos aşısı her 10 yılda bir aşı tekrarlanmalıdır.