Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

Migren ve uyku bozuklukları

Migren beyin tarafından salgılanan hormonlarla alakalı. Bu hormonların salgılanması da uykuya bağlı. Yani migren ve uyku bozuklukları birbirleriyle bağlantılı.

Migren hayatınızı zindan ediyorsa uyuma alışkanlıklarınız konusunda biraz daha dikkatli olmalısınız. Bu konuda yapılmış birkaç araştırmaya göre insomnia gibi uyku bozuklukları migreni tetikleyebiliyor.

Migren ve uyku bozuklukları

Aşırı hareketli olan sinir hücreleri damarlara baskı yapar ve damarların patlamasına neden olabilir. İşte migrenin başlangıcı bu şekilde olur. Daha sonra beyinden bazı kimyasalların salgılanmasıyla kanın pompalanması daha ağrılı bir hal alır.

Araştırmacılar 147 migreni olan kadınla uyku konusunda röportaj yapmış. Sonuç olarak kadınların %80’inin yorgun uyandıkları ortaya çıkmış. Kadınlar arasında uyku bozuklukları ile ilgili şikayetler ise yaygın olarak görülmüş.

Bu konuda yapılan bir başka araştırmaya göre ise düzenli uyku alışkanlıkları migren nöbetlerinin hem sayısını hem de şiddetini azaltıyor. Bu araştırma migreni olan 43 kadın üzerinde yapılmış. Kadınlara uyuma talimatları verilmiş ve migren ağrılarını günü gününe günlüklerine not etmeleri istenmiş. Araştırmanın sonunda düzenli uyku alışkanlığı geliştirebilen kadınlarda migren ağrılarının sayısının ve şiddetinin azaldığı gözlenmiş.

Uyku bozuklukları migrene neden olur mu?

REM uykusu uykuya daldıktan 5 – 6 saat sonra başlayan migren ağrılarını tetikleyebilir. Çoğumuz uykumuz boyunca 6 uyku döngüsü geçiririz bu döngünün için 4 uyku safhası değiştiririz. En derin uyku (3. ve 4. safhalar) yeterli miktarda serotonin ve dopamin üretimi için şart.

Bu nörotransmitterler beyne her şey yolunda mesajı iletir ve her ikisinin üretimi de uykuya bağlıdır. Serotonin ve dopamin miktarındaki düşüş uyku bozukluklarıyla ya da uykusuzlukla ilişkilendirilebilir. Migren ağrılarıyla uyanmanın bir nedeni de REM uykusunun uyanmadan hemen önce çok kuvvetli olması. Uyku bozuklukları serotonin seviyesinin sabit olmamasından ve dopamin seviyesinin düşmesinden dolayı migreni tetikleyebilir.

Antidepresanlar vücuda serotonin sağlarlar. Böylece serotonin seviyesini sabitleyip migreni önleyebilirler. Yani antidepresanlar kimi zaman migren tedavisinde de kullanılabilir.

Uyku alışkanlıkları migreni tetikler mi?

Uyku alışkanlıklarınız ne durumda? Uykuya dalmakta zorluk mu yaşıyorsunuz? Yatakta dönüp duruyor ve gözünüzü kırpmıyor musunuz? Rahatsız, halsiz ve hatta depresyonda mı hissediyorsunuz? Migreniniz olsun olmasın rahatsız uyku milyonlarca insanın günlük hayatını kabusa çeviren bir durum.

Uyku bozuklukları sadece ruh halinizi ve karar verme mekanizmanızı etkilemez, uykusuz kalmak hasta hissetmenin, konsantrasyon kaybının ve hatta kazayla ölümlerin nedeni olabilir. Uyku bozuklarının nedenlerini ortadan kaldırırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Bakalım bunlardan kaçı sizin için geçerli.

• Yataktan kalkar kalkmaz başım ağrıyor.

• Vücudumu kaldırırken başımda ağrı hissediyorum.

• Birkaç fincan sert kahveyle dindiremediğim halsizliğim ve yorgunluğum var.

• Günlük işlerimi yaparken bile kötü bir ruh hali içinde olabiliyorum.

• Psikiyatrla görüşme gereği duyacak kadar depresyonda hissettim ve antidepresan kullandım.

• Rahatsız, sabırsız ve karamsar hissediyorum.

• Yeni bir şeyler öğrenirken zorluk çekiyorum.

• Ailem ve arkadaşlarımla uyumlu değilim.

Yukarıdaki cümlelerden en az ikisi sizin için de geçerliyse profesyonel yardım almanın zamanı gelmiş demektir.

Düzenli uyku alışkanlıkları migreni engeller mi?

Düzenli uykunun migrene iyi geleceğini kimse garanti edemez. Ancak denemekten de zarar gelmez. Uyku bozukluklarını kontrol altına almak için birkaç yol var.

Uyku alışkanlıklarınızın ve migren ağrılarınızın durumunu her gün not edin. Küçük bir günlük edinin. Her akşam nasıl uyuduğunuzu ve migrenin olup olmadığını yazın. 4 haftanın sonunda tuttuğunuz notları kontrol ederken bir uyku alışkanlığının migreninizi tetiklediğini bulabilirsiniz. Herhangi bir şey bulamazsanız not almaya ve denemeye devam edin.

İlaçlar, stres ve gürültü günlük vücut alışkanlıklarını, ruh halini ve uyku düzenini etkileyebilir. Bu yüzden kendinize dinlenmek için fırsat verin, kafeini alışkanlıklarınızdan çıkarın, düzenli olarak egzersiz yapın, akşam yemeğinizi yatmadan en az 3 saat önce yiyin. Bütün bunlar işe yaramıyorsa bir doktora danışın. Unutmayın uzmanlarımız da her zaman yardımınıza hazırlar.

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

MS (emes) hastalığı nedir?

MS (emes) hastalığı kulağa çok ürkütücü gelebilir. Bakalım aslında MS (emes) hastalığı nedir.

MS (emes) hastası olduğunuzu öğrenmek çok korkutucu olabilir. MS çok ciddi bir hastalık ancak tedavi yöntemleriyle hastalık belirtilerinde ilerleme ve hastalığın yavaşlaması mümkün.

MS hastasıysanız beyninizdeki sinirler ve omurilik yavaş yavaş örtüsünü kaybediyor demektir. Zamanla bu sinirler hasar görebilir ve düzenli çalışmamaya başlayabilir. Bu durum da sizi birçok bakımdan etkileyebilir. Örneğin vücudunuzu hareket ettirme yönteminizi etkileyebilir. Bir şeye uzanırken hatta yürürken zorluk çekebilirsiniz.

MS hastaları için ipuçları

• Bazı MS hastaları çok nadir etkilenir. Ancak bazıları için durum daha da ciddidir.

• En önemli belirti yorgun, zayıf hissetmektir. Bazı bölgelerde hissizleşme de görülebilir.

• MS her kişiyi farklı etkiler. Sadece bu hastalığa sahip olduğunuz için tekerlekli sandalyeye mahkum olmak zorunda değilsiniz.

• MS hastalığının bir çaresi yok. Ancak ilaçlar yardımıyla hastalık yavaşlatılabiliyor.

Merkezi sinir sistemi

MS hastalığı sırasında neler olduğunu anlayabilmek ve nasıl tedavi edildiğini çözebilmek için merkezi sinir sistemi üzerinde biraz bilgili olmak şart.

Merkezi sinir sistemi iki önemli parçadan oluşur:

• Beyniniz vücudunuzdaki her şeyi kontrol eder. Örneğin kolunuzu hareket ettirmenizi, konuşmanızı, tanımanızı, düşünmenizi ve hatırlamanızı sağlar.

• Omuriliğiniz ise merkezi sinir sisteminin bir numaralı geçiş yoludur. İçindeki sinirler sayesinde beyinle ilişkiyi sağlar.

Beyniniz ve omuriliğiniz milyarlarca sinir hücresinden oluşur. Bu hücreler birbirleriyle bilgi paylaşır.

MS hastalığında neler oluyor?

Bağışıklık sisteminizin normal olarak görevi enfeksiyonlarla savaşmak ve vücudunuzu korumak. Ancak MS hastasıysanız bağışıklık sisteminiz bir hata yapabilir ve beyinde ve omurilikte bulunan zarlara saldırabilir. İltihaplanmanın nedeni de bu zarların hasar görmesi hatta yok olması olabilir. Bu durumda beyinden gelen mesajlar omurilikten daha öncekinden daha yavaş geçer ya da komutlar karışabilir.

Vücudunuzun her parçası bu durumdan etkilenebilir. Örneğin beyniniz bir fincanı alması için elinize mesaj yollar. Ancak sinyaller karışırsa eliniz istediğiniz şekilde hareket etmeyebilir. Ya da hareket çok zayıf olabilir ve fincanı tutamayabilirsiniz.

MS hastalığının birçok farklı belirtisi var. Bunun nedeni belirtilerin, iltihaplanmanın beyninizin ya da omuriliğinizin hangi bölgesinde olduğuyla alakalı olması. MS hastalığındaki iltihaplanma kendiliğinden geçebilir. Ancak tekrarlıyorsa sinirleriniz hasar görebilir.

Uzmanlar MS hastalığına tam olarak neyin neden olduğunu henüz bulabilmiş değil. Ancak bulmak için birçok araştırma yapılıyor.

Neden MS hastası oldum?

MS hastalığını tetikleyecek bazı belli durumlar olabilir. Doktorlar buna risk faktörleri diyor. Risk faktörlerini taşıyor olmanız MS hastası olacağınız anlamına gelmiyor. Ancak diğerlerine göre MS hastası olma riskiniz daha yüksek anlamına gelebilir. MS hastalığının risk faktörlerinden bazıları şunlar:

Aileniz ve genleriniz. Ailenizden birinde MS hastalığı olması sizin de MS hastalığı riskinizi arttırır. Özellikle kardeşiniz MS hastasıysa bu ihtimal epey yüksek.

MS hastalığına neden olan tek bir gen yok. Anne ve babadan alınan genlerin karışımı MS hastalığı riskini arttırabilir. Ancak MS hastası olmanız için başka koşulların da tamamlanması gerekir.

Enfeksiyonlar. Enfeksiyonlar tek başlarına MS hastalığına neden olmazlar. Ancak bazı uzmanlar enfeksiyonların MS riskini tetiklediğini savunuyor. MS hastalığıyla bağlantılı olabilecek bazı enfeksiyonları şöyle sıralayabiliriz:

• Kızamık

• Uçuk

• Rubella

• Suçiçeği

• Klamidya

Bu enfeksiyonlar bağışıklık sisteminizi etkiler. Bağışıklık sisteminiz de yanlışlıkla sinirlerinize saldırabilir.

Yaşadığınız yer. MS hastalığı ekvatordan uzak olan daha soğuk ülkelerde daha sık görülür. Bu durumun nedeni henüz açıklanabilmiş değil. Ancak MS hastalığı riskinizin çocukluğunuzda nerede yaşadığınızda alakalı olduğu biliniyor. Yani 15 yaşından sonra soğuk bir ülkeden sıcak bir ülkeye göç etseniz bile fark etmiyor.

MS (emes) hastalığıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için uzmanlarımıza danışabilirsiniz.

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

Amyotrofik lateral skleroz (ALS) nasıl bir hastalık?

ALS hepimizi korkutan bir hastalık. Üstelik bu korkumuz da pek yersiz değil. Şimdi gelin ALS’yi yakından tanıyalım ve bize ne yapabilirmiş öğrenelim.

Amyotrofik lateral skleroz ya da bilinen adıyla ALS kas güçsüzlüğüyle başlayan, sakatlığa ilerleyen ve en sonunda da ölüme neden olan ciddi bir nörolojik hastalık. ALS ayrıca Lou Gehrig hastalığı olarak da bilinir. Çünkü Amerikalı ünlü beyzbol oyuncusu Lou Gehrig’e 1939 yılında ALS tanısı konmasıyla hastalık dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Bu tarihe kadar ALS çok fazla insan tarafından bilinmese de pek çok insanı pençesine almıştır. Günümüzde yapılan araştırmalara göre her 100 bin kişiden yaklaşık olarak 3’ü ALS ile mücadele etmek zorundadır.

ALS başlangıç döneminde kas seğirmesi, kol ve bacaklarda güçsüzlük ile konuşma bozukluklarıyla kendini belli eder. En son aşamadaysa kas kontrolü ve konuşma yetisi kaybolur, yemek yemek ve nefes almak gibi yetenekler de büyük ölçüde zarar görür.

ALS nedenleri neler?

ALS, kasları kontrol eden sinir hücrelerin yavaş yavaş ölmesi nedeniyle gelişen bir hastalık. Kalıtsal olabildiği gibi farklı nedenlere bağlı olarak sonradan da gelişebiliyor. Şimdi ALS tetikleyici nedenlere bakalım:

Gen mutasyonu. Çeşitli genetik mutasyonlar ALS’nin kalıtsal olmasına neden olabilir. Ancak bazı durumlarda kalıtsal olmadan da genetik mutasyon yaşanabilir ve ALS ortaya çıkabilir.

Kimyasal dengesizlik. ALS ile mücadele eden kişilerin, omuriliklerindeki glutamat (beyinden yollanan mesajları taşımakla görevli hücreler) hücresi seviyesi normalden çok daha fazla. Bunun da nedeninin kimyasal dengesizlik olduğu düşünülüyor. Yani kısaca kimyasal dengesizlik ALS’nin nedenleri arasında.

Bağışıklık sistemindeki düzensizlik. Bazı durumlarda nedeni anlaşılmayan şekilde insanın kendi bağışıklık sistemi kendi hücrelerini düşman olarak belirleyip saldırır. Bu durumda da pek çok hastalık gelişir. Yapılan araştırmalar ALS’nin de bu tür bir durum sonucu ortaya çıkan hastalıklardan biri olduğu üzerinde duruyor. Ancak kesin bir kanıt yok.

Proteinlerin yanlış kullanımı. Kanıtlar gösteriyor ki, ALS hastalarının omuriliklerindeki protein seviyesi normalden çok daha düşük. Bu da sinir hücrelerinin ölmesine neden oluyor. Sonuçta ALS gelişiyor.

ALS belirtileri neler?

ALS’nin ilk dönem belirtileri genellikle gözden kaçar. Bu nedenle tetikte olmak ve belirtileri anlayabilmek önemli. ALS’nin ilk dönem belirtileriyse:

• Ellerde zayıflık ve hantallık

• Bacak, ayak ve ayak bileklerinde zayıflık

• Ayakların uç kısımlarını kaldırmada güçlük

• Konuşma ve yutkunmada zorluk

• Kaslarda kramplar ve seğirmeler

ALS’nin seyri ilerledikçe bu belirtiler giderek artar ve vücudun diğer bölgelerine de yayılır. Hatta hastalığın son aşamalarında felce kadar ilerler. Hatta nefes almak, yutkunmak ve çiğnemek bile zorlaşabilir.

Kimler ALS olabilir?

ALS kalıtımsal olduğu kadar sonradan da kendi kendine gelişebilir. Yani kısaca hemen herkes ALS tehdidi altında. Ancak risk arttırıcı bazı etkenler de yok değil. Bakalım kimler ALS tehdidi altında:

Kalıtım. Kalıtımın ALS üzerinde ne denli etkili olduğunu artık biliyoruz. Ailesinde ALS hastası olan birinin bu hastalığa yakalanma riski yaklaşık olarak % 10. Ancak ALS hastası bir ebeveynin çocuğuysanız bu oran %50. Yani sizde bir ALS hastasıysanız ve çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız bu konu hakkında biraz daha kafa yormanız gerekiyor.

Yaş. ALS genellikle 40 – 60 yaşları arası kişilerde ortaya çıkar.

Cinsiyet. 65 yaş altı erkekler kadınlara oranla daha fazla risk altındadır. Ancak 70’li yaşlarda bu oran eşitlenir.

Sigara. Sigara içenlerde ALS riski içmeyenlere oranla neredeyse iki kat daha fazladır. Ancak sigarayı bırakan kişilerde risk kısa sürede içmeyenlerle benzer oranlara döner.

Kurşun. Herhangi bir sebeple kurşun elementine uzun süre maruz kalanların ALS riski fazladır.

Askerlik yapmak. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre askerlik yapanların ALS hastalığına yakalanma riski fazlaymış. Bunun nedeniyse askerlik döneminde insanların ALS tetikleyici metal ve kimyasallarla çok sık karşılaşmasıymış.

ALS hakkında ayrıntılı bilgi ve durumunuza özel tavsiyeler için uzman doktorlarımıza danışabilirsiniz.

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

MS (emes) hastalığı türleri

MS hastalığı çoğu kişide farklı hastalık belirtilerine neden olabilir. Ancak işin içinde her zaman sinir hasarı bulunur. Bu durum her MS hastası için geçerli. Dediğimiz gibi MS hastalığı belirtileri kişiden kişiye değişebilen özellikte. Yine de uzmanlar ve doktorlar araştırıp MS hastalığını birkaç ana başlık altında toplamayı başarabilmiş. Bu kategoriler önemli çünkü hastalığın ne kadar ciddi boyutta olduğunu anlamaya yardımcı oluyor. Hastalığın tedaviye olan tepkisi de bu kategoriler yardımıyla önceden tahmin edilebiliyor.

Primer progresif MS hastalığı

Primer progresif MS hastalığı belirtilerin teşhisten itibaren devamlı olarak daha kötüye gittiği anlamına gelebilir. İyileşme çok mümkün değildir. MS hastalarının %10 – 15 ‘i primer progresif MS hastasıdır.

MS hastalığının diğer türlerinden ayırmak için şunları bilmelisiniz:

• Primer progresif MS hastalığı genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkar.

• Diğer MS türlerinden farklı olarak bu tür hem kadınlarda hem de erkeklerde eşit oranda görünür.

• MS hastalığı türleri arasında tedaviye cevap verme ihtimali en düşük olanı primer progresif MS’tir. Ancak MS belirtilerini ortadan kaldırmak için birkaç tedavi uygulanabilir. Bu konuda yapılan çalışmalar devam etse de şimdiye kadar hiçbir tedavinin bu hastalıkta etkili olduğu sonucuna varılamadı.

Tekrarlayan MS hastalığı

MS hastalarının çoğu tekrarlayan MS hastalığından mustaripler. Belirtileri 20’li yaşlarda ortaya çıkar. Daha sonra kimi zaman ataklar şeklinde kendini belli eder. Sinirlerin etkilenmesi, atakların ciddiyeti, iyileşme düzeyi ve ataklar arasında geçen zaman kişiden kişiye değişebilir. Tekrarlayan MS hastalığı olanlar eninde sonunda sekonder progresif MS hastalığı aşamasına geçerler.

Sekonder progresif MS hastalığı

Tekrarlayan MS hastalığıyla yıllar boyunca savaştıktan sonra çoğu kişi sekonder progresif MS hastalığına girer. MS hastalığının bu türünde belirtiler tekrarlamalara gerek kalmadan sabit ve düzenli olarak ilerler. Tekrarlayan MS hastalığından bu türe geçiş 10 ile 20 yıl arasında gerçekleşir. Tekrarlayan MS hastalığının sekonder progresif MS hastalığına neden dönüştüğü henüz bilinmiyor. Bu süreç şu şekilde özetlenebilir:

• Bir kişi ne kadar yaşlıysa tekrarlayan MS hastalığının sekonder progresif MS hastalığına dönüşmesi o kadar kısa sürer.

• Tekrarlayan MS hastalığından tamamen iyileşenlere göre iyileşemeyenler daha hızlı sekonder progresif MS hastası olurlar.

• Sekonder progresif MS hastalığının tedavi şansı var ve bu hastalıkla yaşamak mümkün. Tedavi yöntemleri genellikle etkili oluyor. İlerleme her kişide farklı boyutlarda gözleniyor bazen sakatlıklara neden olabiliyor.

MS hastalığının nedenleri

Hiç kimse MS hastalığına tam olarak neyin neden olduğunu bilmiyor. Araştırmalara birçok alanda devam ediliyor. Ancak somut bir cevaba henüz ulaşılmış değil. Teori durumundaki MS nedenleri şöyle sıralanabilir:

Çevresel koşullar. Ekvatorun kuzeyindeki ülkelerde MS hastalığının daha sık görüldüğü biliniyor. D vitamini ve güneş ışığının koruyucu etkisi üzerine çalışmalara devam ediliyor.

Sigara içmek. Sigara MS hastalığı riskini biraz olsun arttırabilir ancak hikayenin tümü bundan ibaret değil.

Genler. Genler de MS hastalığında rol oynuyor. Tek yumurta ikizlerinden biri MS hastasıysa diğerinin de MS hastası olma ihtimali %20 ile %40 arasında değişiyor.

Aşılar. Bazı araştırmalar bazı aşıların da MS hastalığına neden olduğu yönünde sonuçlar veriyor ancak hala daha fazla kanıta ihtiyaç var.

MS hastalığının otoimmün bir hastalık olduğu düşünülüyor. Lupus ya da romatizmada olduğu gibi vücut kendi kendine karşı antikor üretiyor ve hasara neden oluyor. MS hastalığında zarlarda ve sinirlerde hasar meydana geliyor. Yani bağışıklık sistemi sinir hücrelerine ve zara saldırıyor. MS hastalığı hakkında daha ayrıntılı bilgi için uzmanlarımıza danışabilirsiniz.

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

Amyotrofik lateral skleroz ( ALS ) tedavisi mümkün mü?

ALS başa geldi mi yapacağınız en önemli şey onunla birlikte yaşamayı öğrenmek. Ancak canınızı sıkmayın. Son yıllarda gelişen ilaç ve tedavi yöntemleriyle ALS ile yaşamak çok daha kolay.

Amyotrofik lateral skleroz ya da bilinen adıyla ALS, ilk adımı kas güçsüzlüğü olan daha sonra giderek etkisini arttıran hatta ölüme neden olan ciddi bir nörolojik hastalık. Sanılanın aksine kalıtsal olmasının yanı sıra sonradan kendi kendine de gelişebiliyor. Ancak yine de kalıtsallık ağır basıyor. Örneğin anne ya da babası ALS hastası olan bir kişinin bu hastalığa yakalanma oranı % 50. Ancak ailesinde ALS hastası olanların riskiyse yaklaşık olarak % 10. Genel olarak da her 100 bin kişiden 3’ü ALS hastası olma potansiyeli taşıyor.

ALS’nin başlangıç döneminde belirtiler epey sinsi. Çoğu kişi başına ne geldiğini bile anlayamıyor. Öncelikle kas seğirmeleri, kol ve bacaklarda güçsüzlük başlıyor. Sonrasında belirtiler giderek ağırlaşıyor ve vücudun başka alanlarına da yayılıyor. Hastalığın son aşamasına doğru felç riski artıyor. Çiğneme, yutma ve hatta nefes almada bile sorunlar ortaya çıkıyor. Bunun dışındaki ALS belirtileri sırasıyla şöyle:

• Ellerde zayıflık ve hantallık

• Bacak, ayak ve ayak bileklerinde zayıflık

• Ayakların uç kısımlarını kaldırmada güçlük

• Konuşma ve yutkunmada zorluk

• Kaslarda kramplar ve seğirmeler

ALS tanısı nasıl konur?

ALS başka pek çok nörolojik hastalıkla benzer belirtiler gösterir. Bu nedenle anlaşılması epey güçtür. Ancak ALS belirtileri şüphesiyle doktora giden bir kişi pek çok testten geçtikten sonra kesin tanı konabilir. Bu testlere bakalım:

Elektromiyografi (EMG). Bu işlemde kaslardaki elektrik deşarjı ölçülür. Test öncesinde ince iğne biçimindeki elektrotlar kasların içine yerleştirilir. Bu sırada biraz ağrı hissedebilirsiniz ve sonraki birkaç gün ufak yaralar taşırsınız. Elektrotların yerleştirilmesinden sonra kasların hareket etmesi sağlanır. Sonuçlara bağlı olarak ALS’nin varlığı ve seviyesi hakkında önemli bilgiler edinilir.

Sinir ileti çalışması. Bu testte sinirlerdeki elektriksel iletim ölçülür. Bunun için sorunlu bölgeye bazı elektrotlar yerleştirilir. Sonrasında düşük miktarlarda elektrik yollanır. Bu işlem can yakmaz. Ancak biraz rahatsızlık verebilir. Test sonuçlarına bağlı olarak hem sinirlerdeki iletim bozuklukları hem de sinirlerin iletim hızı ölçülür.

Manyetik rezonans görüntüleme (MR). Vücudun içindeki hem sert hem de yumuşak dokuların görüntülenmesinde işe yarar. Bunun için radyo frekansları kullanılır. ALS tanısında çok tercih edilir. Çünkü bu yöntemle hem bağ dokularının, hem de kıkırdakların durumu hakkında ayrıntılı bilgi toplamak mümkündür.

Kan ve idrar testleri. Laboratuvar ortamında alınan kan ve idrar örneklerine bakılarak benzer belirtilere neden olan hastalıkların şüpheli listesinden çıkarılması mümkün olur. Bu nedenle siz de ALS şüphesiyle doktora gidecekseniz tüm bu testlere hazırlıklı olmalısınız.

Kas biyopsisi. Doktorunuz eğer sizde ALS değil de başka bir kas hastalığı olduğundan şüphelenirse kas biyopsisi isteyebilir. Bu işlem lokal anestezi altında yapılır ve sorunlu bölgedeki kasınızdan ufacık bir örnek alınır. Bu işlem canınızı yakmaz. Ayrıca alınan örnek çok küçük olduğundan kısa sürede iyileşir.

ALS tedavisi mümkün mü?

Ne yazık ki ALS’nin kesin bir çözümü yok. Ancak belirtilerin şiddetini çok düşük seviyelere düşürmek ve hastalığın seyrini yavaşlatmak mümkün. Bunlar için çeşitli tedaviler eş zamanlı olarak yürütülür. Şimdi bunlara bakalım:

İlaçlar. ALS tedavisi için kullanılan ve Amerika Gıda ve İlaç Yönetim Kuruluşu (FDA) tarafından onaylanmış ilk ve tek ilaç Riluzole’dir. Bu ilaç ALS hastası olan kişilerde omurga sıvısında fazla bulunan glutamat hücrelerini (beyinden yollanan mesajları taşımakla görevli hücreler)kontrol altına almada etkilidir. Bu şekilde hastalığın seyri yavaşlatılır ve belirtiler hafifler. Ancak ALS tedavisi sırasında belirtileri hafifletmek için kullanılan tek ilaç bu değildir. Şikayetlere bağlı olarak ek ilaçlar alınabilir. Bu şikayetlerse şöyle sıralanır:

• Kas krampları

• Kabızlık

• Yorgunluk

• Aşırı tükürük ve balgam

• Ağrı

• Depresyon

Fizik tedavi. ALS insanın bağımsızlığını kısıtlayan ve başkalarının yardımına ihtiyaç duyan bir hastalık. Fizik tedavi de işte bu etkilerin azaltılmasında etkili. Yani kasların gücünü kaybetmemesi ve esnekliğini koruması için tedavi sırasında fizik tedavi almanız gerekli.

Konuşma terapisi. ALS’nin konuşma üzerinde de etkili olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de konuşma terapisi tedavi boyunca alacağınız ek tedavilerden biri.

Bu tedavi yollarının dışında hayatınızı kolaylaştıracak bazı ek dersler de almanız gerekebilir. Örneğin tekerlekli sandalye kullanımı ya da yürüteçle hareket etme dersleri bunlardan birkaçı.

ALS tedavisi hakkında ayrıntılı bilgi ve durumunuza özel tavsiyeler için uzman hekimlerimize başvurabilirsiniz.

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

Asetil L-carnitine ve böbrek hastalığı

Yaygın şekilde carnitine olarak bilinen asetil L-carnitine, karaciğerinizde ve böbreklerinizde üretilen ve kaslarınızda, beyninizde kalbinizde ve speriminizde depolanan bir amino asittir. Carnitine, enerji olarak ve diğer önemli metabolik fonksiyonlarda kullanım için yağ oksidasyonuna önemli rol oynar. Böbrek hastası insanlar, metabolik ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli carnitine üretemeyebilir ve birçok tedarik sağlamak için diyet ayarlamaları yapmak gerekebilir.

Böbrek Fonksiyonu

Böbrekleriniz, omurganızın kenarında kaburga kemiğinin altında yer alan fasulye şeklinde organlardır. Böbreklerin fonksiyonu, atık ürünler kanınızdan süzmek ve ürin olarak atmaktır. Böbrekleriniz suyun ve atığın 2 çeyreğinden daha fazlasını atarak her gün kanınızın yaklaşık 200 çeyreğini süzmektedir. Atık, vücut dokusunun doğal parçalanmasından ve yediğiniz yiyeceklerden meydana gelir ve nefronlar adı verilen böbreklerde küçük birimler halinde filtrelenir. Böbrek hastası insanlarda; nefronlar, kan akışında toksik oluşuma neden olan atığı süzme yeteneklerini kaybeder. Diyabet ve yüksek kan basıncı, böbrek yetmezliğinin en yaygın iki nedenidir.

L-carnitine

L-carnitine, lisin temel amino asidinin bir türevidir. Carnitine ismi, kırmızı ette bol miktarda bulunduğundan “carnus” latin kökünden türevlendirilmiştir. Vücudunuz genel olarak metabolik ihtiyaçları karşılmaka için çok miktarda L-carnitine üretir. L-carnitine, oksidize olabilimeleri ve enerji için yakılabilmeleri için kas hücrelerinin mitokondriyal bariyerleri boyunca uzun zincirli yağ asitlerini aktarmak üzere hücre membranlarının ve fonksiyonlarının önemli yapısal bir bileşenidir.

Böbrek Hastalığı ve L-carnitine

Ocak 2003’te yayınlanan bir dergide L-carnitinenin İtalyan geçmiş çalışmasında, L-carnitinenin metabolizmada oynadığı kritik rolü incelenmiş ve böbrek yetmezliği hastalarıyla mekanizmalar açıklanmıştır. Birincil neden yeterli L-carnitine üretmede kalıtsal yetersizlik iken, ikincil nedenler yeteriz üretim, aşırı atılım ve böbrek hastalarında diyaliz sırasında kayıptır. Bilim adamları; L-carnitine takviyesinin artan kas fonksiyonu, artan kan basıncı ve artan kırmızı kan hücreleri fonksiyonu dahil fiziksel fonksiyonların artmasına yola açtığını belirtmektedir.

Böbrek Hastalığının Yöntemi

Kronik böbrek hastalığı için bir çare bulunmamaktadır; bununla birlikte, tam kapasitede çalışması için böbrek fonksiyonunuza yardımcı olmak üzere atabileceğiniz adımlar mevcuttur. Kan basıncının ve kan şekerinin yönetimi önemlidir ve bunun için düzenli şekilde doktorunuzu ziyaret etmeniz gerekmektedir. Sağlık uzmanınız, böbreklerinizdeki besinlerde yer alan stresi azaltmak için diyet önerileri sunacaktır. L-carnitine takviyesini denemeden önce sağlık uzmanınıza danışın.

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

Böbrek ve Üreter Taşlarında Alternatif Tedaviler

Bu yazımızda sizlere 4 ayrı hastamıza uygulanan 4 değişik taş tedavisi yöntemini anlatacağım.

İlk vaka üreter adı verilen idrar kanalında bir taş. 5 mm çapında ve uyguladığımız tedaviler sonrasında hasta tarafından kendiliğinden düşürülüyor. Taş düşürme bir insanın yaşayabileceği en ağrılı durumlardan biri.

Olay genellikle şöyle gelişir: Her şey bir anda başlar. Bir gece sabaha karşı saat aniden şiddetli bir sancı ile uyanılır. Sancı sağ yada sol tarafta yan  boşluktadır. Hasta böbreğimin koptuğunu zanneder. Hafif bir mide bulantısı ve aşırı derecede idrar yapma hissi vardır. Zorlukla kalkarak tuvalete gidilir. Çok ağrılı bir şekilde idrar yapılır. İdrarda kanama olabilir. Hasta büyük bir korku ile en yakın hastanenin yolunu tutar.

Hayatta görülen en büyük sancılardan biridir bu. Normal doğum yapmış kadınlar taş düşürmenin doğum ağrısından daha şiddetli olduğunu söylerler. Acil servis doktoru hastayı daha kapıdan görür görmez ‘taş düşüren bir hasta geldi’ der. Süratli bir şekilde kan örneği ve idrar örneği alınır. Hemen bir ağrı kesici iğne yapılır 15 dakika sonra hasta sanki yeniden doğmuş gibidir.

Bir ultrason yapılır. Bir böbreğin şişmiş olduğu, muhtemelen bunun bir taşa bağlı tıkanma nedeniyle olduğu hastaya söylenir. Ancak ultrason ile idrar kanallarını görüntülemenin mümkün olmadığından ağrı kesici tedaviler verilerek hasta ertesi gün üroloji doktoruna çağrılır.

Ertesi gün hasta uyandığımda hiç ağrısı olmayabilir ve doktora gitmekten hemen vazgeçer. Ancak bu rahatlık kısa sürecektir. Yavaş yavaş ağrılar artmaya başlayınca hasta doktorun yolunu tutar. Doktor hasta ile konuşup muayene ettikten sonra tam olarak bir tanı koyabilmek amacı ile tomografi ister.

Böbrekten idrar kanalına düşmüş 4-5 milimetre çapında bir taşın olduğu görülür. Doktorum bu tip taşların yüzde 80’e yakın bir oranda kendiliğinden düştüğünü söyler. Bu düşüşe yardımcı olmak amacıyla çeşitli ilaçlar ve çeşitli bitki sularını kullanmamı tavsiye eder.

Hasta ilaçları düzenli olarak kullanmaya başlar. İlk günü ağrılar hafif hafif yoklamaya devam etse de takip eden günlerde hemen hemen hiç sorun olmaz. Hasta hayatımda içmediği kadar çok suyu içmeye başlar. 1hafta kadar sonra kasık bölgesinde önce ani bir batma ardından birdenbire rahatlama hissedilir. Hasta doktoru tarafından daha önceden uyarıldığı için idrarını bir kaba yapar.

TIK. İşte rahatlama anı. Dışarı çıkan ufak bir taş parçası görülür. İlk tepki şaşkınlıktır. Nasıl bu   küçük şeyin böyle birağrı yaptığı anlaşılamaz. Taş yakanır. Bir peçete içine özenle sarılır. Ertesi gün doktora götürülüp gurula gösterilir. Doktor hastasını tebrik eder. Ardından taşın cinsine anlamak için laboratuara analize gönderir. Taş analizi sonucu çoğunlukla kalsiyum oksalat olarak rapor edilir.

Kalsiyum oksalat en sık görülen taş tipidir. İlk kez böyle bir taş düşüren ve böbreklerinde başka taş olmayan erkeklerde daha derin araştırmalara ihtiyaç duyulmaz. Ancak taşın tekrar oluşması durumunda daha detaylı incelemeler yaplır.Hastaya günde 2 litre den az olmamak kaydıyla bol su tüketmesi meşrubat tipi içecekler yerine limonata içmeyi tercih etmesi tembihlenir.

İkinci hastamız benzer bir ağrı ile hastaneye baş vuruyor ama macerası daha farklı:

Hastaya yapılan filmlerde sağ bobreginde 1 santimetre çapında bir taş olduğu görülüyor. İstatistiklere bakıldığında 6 mm üzerindeki taşların kendiliğinden düşme şansı çok azdır.

Böbrekte yerleşmiş 1 cm çapında bir taş için önerilen ilk seçenek ESWL (vücut dışından ses dalgası ile taş kırma) tedavisidir. ESWL tedavisinde şok dalgaları üreten bir cihaz hastanın taşı üzerine odaklanır.  Vücudun yumuşak dokularını rahatlıkla geçen şok dalgaları hastanın taşı üzerinde   kesişir ve titreşim meydana getirir. Bu titreşim hastanın taşını parçalara ayırır. Ancak organlara zarar vermez. 6 mm ile 20 mm arası taşlarda %80 civarında tedavi başarısı vardır.

Hastaya ESWL tedavisi uygulanmadan önce ağrı kesiciler verilir. Hastanın anestezi almasına gerek kalmaz. Bir seans yaklaşık bir saat kadar sürer. Taşın yeri ve büyüklüğüne göre bir seansta kırılabileceği gibi 5-6 senasa kadar ESWL uygulanan hastalar vardır. Taşlar ufak parçalar halinde dökülür.

Üçüncü vakamız 1 cm çapında üreterde yerleşmiş bir taş tespit edilen bir hasta:

Bu hastada uygun seçenek ESWL yada endoskopik üreterorenoskopi. Endoskopik üreterorenoskopi (URS)  yada üreteroskopik litotripsi (üreteroskopik taş kırma) kapalı taş kırma ameliyatı olarak bilinir. Üreter içerisinde yer alan taşlar kendiliğinden düşecek boyutta değilse yani 6 mm üzerinde uygulanır. Taş 6 mm den daha küçük olduğu halde 3 haftalık bir tedavi süresinde düşmemişse hastalara müdahale önermek gerekir.

İki tip müdahaleden birincisi ESWL ekonomik olarak daha uygun olması ve anestezi gerektirmemesi nedeniyle genellikle ilk tercihtir. Üreter taşlarında böbrekteki kadar başarılı olmasa da yan etki ihtimali hemen hemen hiç olmadığından her hastada denenebilir.

Avrupa Üroloji Tedavi Rehberlerinde üreter anatomik olarak alt ve üst olmak üzere iki kısma ayrılır. Üst kısımda yer alan taşlara ilk tercihin ESWL, alt kısımdaki taşlara URS olması önerilir.  Yine taş boyutu 20 milimetreyi geçiyorsa mutlaka URS önerilir.

Üreteroskopik taş tedavisi 2 çeşit endoskopik enstrüman kullanılarak yapılabilir. Taşın idrar kanalının daha alt kısımlarında olduğu durumlarda RİJİT URS adı verilen bükülme özelliği olmayan bir enstruman kullanılırken üreterin üst kısımlarında yer alan ve böbrek içinde yer alan taşlar için FLEKSIBL URS adı verilen ve bükülme özelliği olan bir alet tercih edilir.

URS sırasında taş kırma yöntemi olarak holmiyum lazer yada pnömatik litotripsi kullanılabilir. Lazer teknolojisi kullanım açısından daha avantajlı olmakla birlikte anlamlı bir fiyat farkı getirmesi nedeniyle büyük ve zor taşlarda kullanılır. Pnömotik taş kırma cihazı minyatür bir asfalt kırma makinasıdır. Sadece RİJİT URS içinden çalışması dezavatajı olmasına karşın maliyeti çok düşüktür.

Bahsedilen hastamızın taşı üreterin tam orta kısmında yerleşmişti. 3 seans ESWL tedavisi uygulandı. Taşın boyutlarında değişme olmaması üzerine URS kararı alındı.

Hastaya genel anestezi verildi. Önce mesane içerisine girilerek sistoskopi yapıldı. Ardından floroskopi adı verilen röntgen cihazı ile taşın yeri tespit edildi. Üreter içerisine URS ile girilerek taşa ulaşıldı. Taşa lazer cihazı ile kırma ve buharlaştırarak yok etme uygulandı. Bu aşamada duruma bağlı olarak, bazen taş çok ufak parçalara ayrılarak bırakılır. Ama genellikle bu parçalar dışarı alınmaya çalışılır.

URS endoskopik bir yöntemdir. Vücutta bulunan anatomik deliklerden girilerek yapılır.  Komplikasyon oranı çok düşük, başarı oranı çok yüksek bir girişimdir. Genellikle bir gece hastanede yatış süresi yeterli olur. İşlemdeki taşın alındığı yerin durumuna bağlı olarak bazen üreter içerisinde yeniden tıkanmaları önlemek için bir stent bırakılır. Bu stent 3 ila 6 hafta sonra ikinci bir işlem ile hastaya kısa süreli bir anestezi uygulanarak alınır.

4. hastamızın taşı böbreğinde yerleşmiş ve 3 cm çapa kadar büyüme göstermiş:

Böbrek içerisinde yer alan 2 santimden daha büyük böbrek taşlarda ilk tedavi seçeneği Perkütan Nefrolitotripsi yada Perkütan Nefrolitotomi (PCNL) (perkütan) adı verilen yöntemdir. Endoskopik yani kapalı bir ameliyat yöntemidir. Böbrek içerisindeki taşların tedavisi amacıyla uygulanır.

Kimi zaman çok büyük taşlar için PCNL’nin yetersiz kalacağı düşünülüyorsa açık cerrahi yöntem tercih edilir. Ancak açık cerrahi uygulamalara her geçen yıl daha sayıda hastanın ihtiyacını olmaktadır.

Böbrekte yerleşmiş 2 santimin altındaki taşlarda ilk seçenek ESWL’ dir. Ancak ESWL başarısız olmuşsa PCNL ile Fleksibl URS arasında seçim yapılır.

PCNL operasyonunda önce taşın yerleşiminin tam olarak belirlenebilmesi amacıyla hastanın üreterine bir tüp takılır. Bu tüpten kontrast madde verilirerek böbreğin anatomisi ve taşın yeri belirlenir.  Hasta bu aşamadan sonra perkütan ameliyat pozisyonuna alınır. Böbrekteki taşın üzerine radyolojik hedefleme yöntemleri kullanılarak bir iğne vasıtası ile ulaşılır. Doğru yol tespit edildikten sonra böbrek içerisine kamera vasıtası ile girilir. Böbrek içindeki taşlar kırılarak mümkün olan son kırıntısına kadar dışarı alşınır.

Son yıllarda ülkemizde birçok merkezde perkütan operasyonlar güvenle uygulanabilir hale gelmiştir. Ancak halen azami dikkatli uygulanmasını gerektirir. Tüm taş tedavi yöntemleri arasında en ciddi komplikasyon riski PCNL operasyonlarındadır. Genellikle 2-3 günlük hastane yatışı gerektirir.

Yazan: Dr. Cüneyd Sevinç. Derleyen: Şeyda Yavuzlu

Kategoriler
Branşlar Soru Cevap Soru Cevap

Ayak bileğim niye burkuldu?

Bilek burkulması her zaman, her yerde karşınıza çıkabilir. Ayak bileğim niye burkuldu? diye soranlara işte tedavisi.

Ayak bileğinin etrafından sayısız bağ geçer. Bileği zorlayacak bazı pozisyonlar bu bağların zarar görmesine neden olabilir. Burkulma bağların gerilmesi, kısmi yırtılması veya kopmasıyla ilişkili sağlık sorunlarından.

Burkulmaların çoğu ayak dışa dönük veya tersken üzerine ağırlık verilmesiyle oluşur. Hani yürürken dengeniz bozulur ve ayağınıza ağırlık verirsiniz ya. İşte o zamanlar.

Bilek burkulmalarında ilk müdahale çok önemli.

Burkulmalar şiddetlerine göre farklı sınıflara ayrılır. Sayalım:

Birinci seviye: Bir veya daha fazla bağın ve çevre dokunun gerilmesi sonucu oluşur. Hafif bir ağrı ve hassasiyet vardır. Şişme çok az veya hiç olmaz.

İkinci seviye: Bir veya daha fazla bağın bir bölümü zedelenmişse bu seviyeye girer. Ağrı, hassasiyet ve şişme olur. Bununla birlikte birkaç dakika veya daha fazla süren, eklemde fonksiyon kaybı görülür. Eklemde hafif bir hareket anormalliği de görülebilir.

Üçüncü seviye: Bir veya daha fazla bağın tümüyle zedelenmesi sonucu oluşur. Aşırı derecede ağrı, hassasiyet, fonksiyon kaybı ve hızla gelişen şişme görülür.

Nasıl tedavi edilir?

Her ne kadar doktor olmayan için zor olsa da burkulmanın hangi sınıfa girdiğini burkulmadan hemen sonra tespit etmek gerekir. Çünkü iyileşme süreleri burkulmanın tipine göre değişir. 1. seviye burkulmada kişi ilk hafta içerisinde, 2. derecede 2-3 hafta içerisinde, 3. derecede ise 4 – 6 hafta arasında tamamen normal hayatına dönebilir. Tedaviyi 4 aşamalı düşünmek gerekli. Bunlar:

Koruma: Etkilenen bölgenin saptanması (hareketsiz hale getirilmesi) iyileşmeyi hızlandırır. Ayrıca oluşabilecek yaralanmaları da önler. Hava yastıkçıklı ayak bileği atelleri, elastik bandajlar kullanılabilir.

Dinlenme: Tedavinin en önemli bölümü. Ağrı, rahatsızlık ve şişme yaratabilecek her türlü aktiviteden kaçınılmalı. Bu dönemde koltuk değneği kullanılabilir.

Buz tedavisi: Ağrıyı, adale spazmını, şişmeyi ve dokudaki hasarı azaltmak için kullanılır. Böylece iyileşme çok daha hızlı gerçekleşir. İlk 24 – 72 saat içinde günde 5 – 6 kere 15 – 20 dakika boyunca uygulanır. Ayak bileği için buz tedavisi tekniklerine örnekler: Buz paketi, buz masajı, buz banyosu, ticari buz ve kompres makineleri.

Kompresyon: Şişmeyi azaltmak ve önlemek için gerekli. Uzun süreli şişlikler fibroz doku ve yara oluşumuyla eklemde hareket kısıtlılığına yol açar. Şişlik sona erene kadar sargılar, buz bandajları ve kompres bandajları kullanılmalı.

Yükseltme: Etkilenen bölgenin yükseltilmesi şişme miktarını azaltır. Gün içinde, gece yatarken şişen uzvun kalp seviyesi üzerine yükseltilmesi gerekir.