Kategoriler
Ruh Sağlığı

Tükenmişlik Sendromu Hakkında Bilgi

Bazı kişilerin ruhsal bozukluk olarak da adlandırdığı tükenmişlik sendromu aslında hiçte ruhsal bir bozukluk degildir. Bazı kişilerin yapılarında daha kolay ortaya çıkan ve sıklıkla depresyonla karıştırılan bu olayın belirtilerinde benzerlik dikkat çeker. Kişinin depresif duygulanımının da mevcut olduğu tükenmişlik sendromu depresyondan farklıdır. Tükenmişlik sendromu yaşayan bir kişi durumu yaşadığı ortamdan uzaklaşıp farklı bir ortama geçtiğinde duygulanımı değişebilir.

Tükenmişlik genel anlamda insanın iş yaşamında ihtiyacı olan doyuma sahip olamaması sebebiyle tüm yaşantısına yayılabilen bir yaşam enerjisinde tükenme durumu olarak algılanabilir.

Tüm yaşam enerjisini iş hayatından karşılayan bir kişi başka alanlarda beslenmeyi göz ardı edden ve sosyal yaşamı neredeyse hiç olmayan çok hırslı ve başarılı kişilerde daha sık görülür. Kişinin iş yaşamında çalıştığı kuruma verdikleri ve aldıklarının birbiriyle dengede olmaması durumuna örnek verilebilir.

Tükenmişlik sendromundan uzak kalmak için belirli şeyler yapılabilir. Mesela yaşama kuvvetli sarılabilir, yaşama güçlü bakabilir ve yaşamdan keyif alabilir. Ayrıca ruhsal ihtiyaçları karşılamayı da ihmal etmemek gerekiyor. Yaşamla kavga halinde olmamak da cabası olarak gösterilebilir.

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Psikologun Atılganlık Konusunda Önerileri

Günümüzde kendisini suçlayan ve düşünmesi gereken öncelikli kişinin kendisi değilde karşıdaki olduğunu sanan bir çok kişi vardır. Gaziosmanpaşa Belediyesi Aile Danışma Merkezi tarafından yapılan seminerde  “Kişisel Gelişim, Girişkenlik ve Özgüven’ konusunda dinleyicilere bir takım tavsiyede bulunan Psikolog Esra Dilek  “Başkası üzülür, bozulur, kırılır ya da ‘gibi aslında gerçekçi olmayan düşüncelerle kendisini baskılayan kişilerin sayısı bir hayli fazladır” sözünü vurguladı.

Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından yapılan seminerde konuşmacı olarak gelen Esra Dilek dinleyenlere bir takım öneride bulundu.  İnsanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olması kişinin olumlu ve olumsuz yönlerinin neler olduğunun farkında olması demektir dedi. Ve özgüven sahibi kişilerin kendisinin olumlu ve olumsuz yönleriyle barışık olduğunu gösterir. Ve bunlarla yüzleşmesini sağlar şeklinde konuştu.

Toplumda birçok kişi belirli nedenlere bağlı olaraktan girişken olmaktan kaçınmaktadır. Ayıp olur, Başkası üzülür, Hemen Ben atlamayayım vs. gibi sebeplerle öne çıkmaktan veya girişken olmaktan kaçınmaktadır.  Girişken olma yolunda birkaç ipucu da veren doktor kendinizi karşı tarafa aktarırken mümkün olduğunca beden diliyle hareket edilmesini öneren Esra Dilek karşı tarafında mutlaka dinlenilmesini istedi.  Beden dilinizin söylediklerinize mutlaka ilgili olmasını isteyen Psikolog karşınızdakiyle göz kontağı kurmak söylemek istediklerinizi rahatça söylemenizi sağlar şeklinde konuştu.

İHA

Kaynak: HaberTürk

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Cep telefonu kişiliğinizi bozabilir mi!

Teknoloji bağımlılığına dikkat!

Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Arslan, teknoloji bağımlılığın kişilikte bozukluklar meydana getirebileceği uyarısında bulundu.

Arslan, yaptığı açıklamada, pek çok faydaları bulunan cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojik ürünlerin aşırı kullanılmasının insani özelliklerde bir takım erozyonlar oluşturabileceğini kaydetti.

Teknolojinin kullanımının mutlaka dengelenmesi gerektiğini ifade eden Arslan; “İnsanlar teknolojiye karşı çıkamıyor. Teknolojinin pek çok faydaları var. Ancak aşırı yoğun bir kullanım olursa insani özelliklerimizde bir takım erozyonlar meydana gelebiliyor. Birbirimizden uzaklaşabiliyoruz. Her gün bilgisayarın başında oturup adeta esir durumuna gelebiliyoruz. Burada kullanımı dengelemek lazım. Teknoloji işlerimizi kolaylaştırıyor, basitleştiriyor, hızlandırıyor. Ama insan olduğumuzu da unutmamak gerekir. Belki bunu bilinçli bir çabayla gerçekleştirirsek çok daha güzel olabilir. Bilgisayar başında zamanımızı geçirirken dostları da ihmal etmemeliyiz. Anne, babamıza, arkadaşlarımıza, çocuklarımıza, ailemize zaman ayırabilmeliyiz. Eğer bu dengeyi kurabilirsek hem teknolojinin nimetinden, güzelliklerinden faydalanmış oluruz. İşlerimiz hızlanmış ve kolaylaşmış olur. Hem de ilişkilerimizi, normal bir düzen içerisinde tutmuş oluruz” dedi.

Artan cep telefonu kullanımının yüz yüze iletişimi azalttığını kaydeden Arslan, yüz yüze iletişimin bir alternatifinin bulunmadığını dile getirdi. Mesaj göndermekle meselelerin hallolmadığını vurgulayan Arslan, şunları söyledi; “Gençler kendilerini bir selin, bir akıntının önüne kaptırmış gibi olmaması lazım. Sadece bir tek şeye bağlı kaldığınız zaman bu insanı bağımlı hale getirir. Kişilikte de bir takım bozukluklar meydana gelebilir. Günün 10 saati internetin başındaysanız insanlardan yavaş yavaş uzaklaşıyorsunuz demektir. Mesaj göndermekle meseleler hallolmuyor. Telefon ederek konuşabiliriz. Ancak mutlak suretle belli zamanlarda biraraya gelmek lazım. Yüz yüze etkileşim içerisinde bulunmak lazım. Hiç bir şey yüz yüze iletişim kadar kuvvetli değildir. Bu zaman zaman yapılır. Gönül bağları devam ederse teknolojiyi kullanmakta her hangi bir sakınca yok. Ama tamamen kopartırsanız burada negatif durumlar, daha baskın olmaya başlıyor. Ama denge kurulursa o zaman işlerimiz hızlanmış olur. Aile içi iletişim, arkadaşlık bağlarımız, dostluk bağlarımız da varlığını devam ettirmiş olur.”

Yüz yüze iletişimin kişiliklerinin oluşmasında önemli rol oynadığına vurgu yapan Arslan; “İşlerin içerisine duygularında karışması lazım. İnsanın bir düşünce boyutu var. Aynı zamanda duygu boyutu da var. En çok sevdiğimiz insanlar duygusal olarak bağlandığımız insanlar. Atasözümüz ‘gözden ırak olan gönülden de ırak olur’ diyor. Siz mesaj gönderirken duygularınızı işin içerisine yeterince koyamıyorsunuz. Ama yüz yüze geldiğiniz zaman bir paylaşım olduğu zaman zihinde bir iz bırakıyor. O sizin ruh dünyanıza, düşünce dünyanıza katılmış oluyor. Yüz yüze ileşimin hiç bir alternatifi yok bu yüzden. Olumsuz alışkanlıklar zaman içerisinde bizde bir davranış ve karakter haline dönüşüyor. Olumlu hareketleri gerçekleştirebilmek için teknolojiyi dengeyi kaybetmeden aşırılıklara gitmeden kullanmak gerekir” diye konuştu.

CİHAN

Kaynak: HaberTürk

Kategoriler
Ruh Sağlığı

İdeal Uyku Zamanı

Yaz aylarının yakınlaştığı şu günlerde yaşanılan sorunların bir tanesi de uyku problemidir. Kimisi sıcaktan kimisi başka şeylerden uyuyamamaktadır. Mevsim değişikliklerinin yaşandığı şu aylarda bu değişiklikler uyku problemini de beraberinde getirmektedir.

Mevsim geçişlerinde açık depresif diye bilinen ve bitkinlik yorgunluk hayattan zevk almama gibi belirtileri görülen bu durum biyoritim değişikliğine bağlı olmaktadır.

Gece dinlenmeyi sağlayan melatonin adı verilen hormon gündüzler uzadıkça daha az salgılanmaktadır. Bu sebeple yeterince dinlenememekte olduğumuz şu günlerde ışığın nasıl anti deprasan etkiye sahip olduğunu bildiğimiz halde gecenin de dinledirici rolü olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Uzmanların mutlaka gece geç yatmamızı ve saat 21:00 ile 05:00 arasında yatmamızı önerdiği şu günlerde neden bu saatler arasında derseniz çünkü Saat 21:00 ile 05:00 arasında melatolin hormonu üst seviyede salgılanır. Buda bizim gün içindeki koşuşturmamıza sebebiyet verir. Eğer geç yatarsak gün boyu yorgun hiç yatmamış gibi olabiliriz.

Uyku 7 ile 9 saat arasında olmalı ve ideal bir uyku saat 21:00 ile 04:00 veya 05:00 arasında olacağını söyledi. Bunu yapamassak bile en geç 23:00 civarlarında uyumamız gerektiğini belirten Gaziantep Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Savaş Gece uyumalıyız ki gündüz de uyanık kalalım sözlerini vurguladı.

 

AA

Kaynak: HaberTürk

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Şizofren Hastalığı Ve Aileler

Türkiye’de sıkça görülen ve çoğu kişi bu hastalığı bilmeden her yıl ortalama 10 bin şizofren hastası ortaya çıkıyor ve bu sayı dünya ortalamasında 22 milyoma ulaşıyor.

Şizofreni Dernekleri Federasyon Başkanı Doç. Dr. Haldun Soygür şizofren hastalığının yaş aralığı genelde 16 ile 25 yaşlarda olduğunu ve bu hastalığın yaşam boyu sürdüğünü ifade etti.

Şizofren hastalarının çoğunda görülen evlenme, çocuk sahibi olma, çocuk yetiştirme veya bakma, veya meslek edinme gibi sosyal hedeflere ulaşamadığını yaşamlarının önemli kısımlarını hep aileye ve topluma bağımlı olarak geçirdiğini belirten Doktor  şizofren hastası sıralamasında Türkiye’nin 9.sırada olduğunu belirtti.

Her 100 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü belirten doktor ülkemizde şuana kadar yaklaşık 400 ile 600 bin şizofren hastası bulunuyor ve her yıl ortalama 10bin şizofren hastası bulunduğunun dikkatini çekti. Sadece hasta olanların değilde ailelerin de bu hastalıktan etkinliğini belirten doktor Türkiye’de toplamda 2 milyon kişinin bu hastalıkla alakası bulunduğuna dikkat çekti.

Doktor tedavileri bitmiş kişilerin kendilerini salıverip bırakmamasının önemini çekti ve tedaviye devam etmelerini söyledi.  Rehabilitasyon merkezlerine de başvuru yapmalarını öneren Doç Dr. Haldun Soygür bu hastalığın önemli bir hastalık olduğunu vurguladı.

AA

Kaynak: HaberTürk

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Çocuklarda Paylaşım Duygusunun Gelişmesi

Uzmanlardan gelen uyarı Anne ve Babaları harekete geçirdi.

Doç. Dr. Ali Osman Enginin anne ve babalara ufak bir notu var. Arkadaştan uzakta yetişen çocukların çok önemli sıkıntılar yaşayacağını dile getiren doktor çocuklarda paylaşmanın, uzlaşmanın ve anlaşmanın önemli olduğuna dikkat çekti.

Çocukların daha küçük yaşlarda cinsiyet rollerini kavradıklarını ve ona göre hareket ettiklerini belirten doktor aynı zamanda çocukların ahlaki yapılarını oluştururken model alarak öğrenme metodunun önemine dikkat çekti.

Kafkas Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Osman Engin bunun zengin arkadaşlık çevresiyle gerçekleşebileceğini ve arkadaşlık çevresi kalabalık olan bir çocuğun kazanımı daha çok sorunu daha az olmaktadır diye konuştu.

Sosyal arkadaşlıklarda çocukların oyun yoluyla bir çok şey öğrenmesini söyleyen doktor bir çocuğun arkadaş çevresiyle oyun oynamasının ona çok büyük şeyler kazandığının bilincini vurguladı.  Oyun oynarken oluşan sorunların arkadaşlarıyla beraber çözülmesinin bilincinde olması güzel bir şey diye konuştu. Böylece çocuklarımız eğlenirken bir takım şeyler öğreniyor. Buda çok güzel bir olay diye konuştu.

Paylaşım duygusunun olmadığı çocugun sosyal ortamdan yada sosyal arkadaşlardan uzak kaldığını söyleyen doktor günümüzdeki çocukların apartman kültürüyle yetiştiğini ve bunun sonucunda çocuklarımızın çevre kurgusu konusunda zayıf olacağını söyledi.

AA

Kaynak: HaberTürk

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Sınav kaygısı başarıyı engelliyor

Ailelerin sınava olan yaklaşımı çocukları nasıl etkiliyor?

Psikolog Pelin Özufacık, fazla sınav kaygısının öğrencinin başarısını olumsuz etkilediğini belirtti. Pelin Özufacık, “Başarıya ulaşmak için öncelikle yapılması gereken, bilgi donanımını daha iyi bir hale getirmektir.” dedi.

Psikolog Pelin Özufacık, ailelerin, çocukların sınav karşısında duydukları kaygıları en aza indirmek için öncelikle sınavla ilgili kendi duygularını tanıyıp, kontrol etmesi gerektiğini söyledi. Ailelerin çocuklar için daima bir model teşkil ettiğini dile getiren Özufacık, ailenin sınava karşı olan yaklaşımı, çocukların da duygu durumunu etkilediğini ifade etti.

Sınav kaygısının bir miktar varlığının öğrenci için olumlu işlev gösterirken fazlasının öğrencinin başarısını olumsuz etkilediğini anlatan Özufacık, “Sınav kaygısı birçok bileşenin bir sonucudur. Sınava girecek kişinin ya da etrafındaki insanların beklentileri kişinin bilgi düzeyinden yüksekse sınav kaygısı olumsuz bir işlev kazanmaya başlayabilir. Diğer bir unsur ise sınava yüklenen anlamdır.” diye konuştu.

Kaygının en basit sebebinin, öğrencinin ‘sınava yeterince hazırlanmadığı veya bilgisinin yeterliliğine inanmadığı’ düşüncesi olduğunu ifade eden Özufacık, şunları kaydetti: “Bu durumda sınava girdiğinde, bildiklerini tam kullanamadığı için heyecanlanır, dikkati dağılır, süreyi iyi bir şekilde kullanamaz ve sonucunda başarısızlığın sebebini ya sınav kaygısına ya da diğer dış etkenlere bağlar.”

Başarıya ulaşmak için öncelikle yapılması gerekenin, bilgi donanımını daha iyi bir hale getirmek olduğuna işaret eden Özufacık, performansı düşen çocuğun yaşadığı aile ve çevre sorunları, duygusal sorunlar, dikkat eksikliği-hiperaktivite, öğrenme bozuklukları, motivasyon sorunları gibi diğer etkenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Sorunun temelini anlamada ailenin gözleminin çok önemli olduğunu dile getiren Özufacık, şu açıklamalarda bulundu: “Sorun ne kadar erken anlaşılırsa başarıya ulaşmakta o kadar kolay olacaktır. Yaklaşan sınavın bu son haftalarında öğrenciler kendini son kez değerlendirmeli ve sınava kendi başarılarının, eksikliklerinin farkında olarak girmelidir. Yapabildiklerimizi görebildiğimizde kendimizden yüksek beklentiler içine de girmeden, kaygıları daha az bir şekilde, sınavda başarılı olmamız mümkündür.”

CİHAN

Kaynak: HaberTürk

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Depresyon ne değildir?

Her olumsuz duygu durumu depresyon mudur?

Her sıkıntı, mutsuzluk, üzüntü hatta yas hali depresyon değildir. Terazinin olumsuz kefesindeki duygular, tedavisi gerekli “depresyon” değil, yaşanması gereken duygulardır. Çünkü duyguları anlamlı kılan, karşıtlarının varlığıdır.
 
Yazılı ve görsel basında ve özellikle de internet ortamında “depresyon” terimi giderek daha sık yer alıyor. Bununla birlikte günlük yaşamda da dilden düşmeyen ve insanların ruh hallerini ifade etmek için, belki de arkasına sığınılan bir bahane olarak, gereğinden fazla kullanılan bir ifade oldu, depresyon.
 
 Depresyon, günlük hayatımızda her olumsuz duygu durumumuzun günah keçisi ilan edilirken akıllara “neyin depresyon olmadığı “ sorusu geliyor. Bu konudaki sorumuzu Neolife Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Bora Telaferli’ye sorduk. İşte Telaferli’nin “depresyon ne değildir” sorusuna yanıtları.  
 
Yaşam, her zaman beklentilerimizi karşılamıyor. Bazen bizi kayıplar, düş kırıklıkları ile karşı karşıya bırakıyor. Telaferli; bu mevcudun kaybı veya beklenenin gerçekleşmemesi karşısında hissedilen üzüntünün yaşamın doğal parçası olduğunu belirtiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “İnsanın doğası gereği durumlar karşısında uygun duygulanım içine girmesi ve bunu ifade etmesi beklenir. Yaşanan bir kayba karşı verilen normal tepki, matem reaksiyonu yaşanması gereken bir süreçtir; depresyon değil. Oyuncağı kırılan çocuğun, sevgilisi terk eden bir insanın, yakınını kaybeden bir kişinin, kaybı için yaşadığı hüzün bunun karşıtı olan sevincin, mutluluğun anlamını daha açık olarak idrak etmesini ve o dinginliğe ulaşmak için çabalamasına, karşıt duygulardan da yapıcı olarak yararlanmasına yardımcı olur.  Duyguları anlamlı kılan, karşıtlarının varlığıdır. Terazinin olumsuz kefesindeki duygular, tedavisi gerekli “depresyon” değil, yaşanması gereken duygulardır.”
 
Zaman zaman günlük yaşam içinde bulunduğumuz koşullar zorlayıcı olarak bizi sürekli mücadele etmek, güçlükleri aşmak için çabalamak zorunda bırakıyor. İster tüm çevremizi etkileyen ekonomik kriz, afet, savaş, toplumsal koşullar gibi genel durumlar isterse de kişisel yaşam koşullarımız ve hedeflerimiz için sürekli çabalamak ve güçlükleri aşmak zorunda kalmanın verdiği yorgunluk, doğurduğu olumsuz duygulanım da hızla tedavi edilmesi ve ortadan kaldırılması gereken bir “depresyon” değildir. Kronik hastalıklar depresyon benzeri tablolar ve depresyon belirtilerine neden olabilirler. Tiroit bozuklukları, diyabet, hipertansiyon ve hipotansiyon, kronik enfeksiyonlar, otoimmün hastalıklar, uyku bozuklukları, kronik ağrı, huzursuz bacak, fibromiyalji, uyku apne sendromu,  kullanılan bazı ilaçlar, madde kullanımı gibi birçok durumun yol açtığı tablolar da esasen “depresyon” değildir.  
 
 
Depresyon ne değildir?
• Depresyon utanılacak bir şey değildir. 
• Depresyon yalnızca kendini “üzgün” hissetmek değildir. 
• Depresyon bir karakter zaafı veya zayıf kişilik belirtisi değildir. 
• Depresyon kendi kendine üstesinden gelinecek bir “duygu durumu” değildir. 
• Depresyon sıradan meslek erbabı olmayan insanların teşhis ve tedavi edeceği, bilgi verebileceği bir durum değildir. 
• Depresyon internette rastlanılacak “aşağıdaki sorulardan şu kadarına yanıtınız evet ise depresyondasınız” diye tanımlanan bir ölçek ile tanısı konacak bir durum değildir. 
• Depresyon yalnızca o an için, tanı kriterlerinde listelenmiş belirtilerden herhangi birini taşıyor olmak değildir.
 
Depresyon nedir?
 
• Depresyon diyabet ve kalp hastalığı gibi bir hastalıktır. 
• Depresyon tıbbi olarak tanımlanmış, etraflı tıbbi ve psikiyatrik değerlendirme ve muayene sonrasında tanısı konabilecek olan bir hastalıktır. 
• Depresyon yalnızca kişinin ruh halini değil, tüm bedenini etkileyen bir hastalıktır. 
• Depresyon kişinin günlük yaşamını etkileyen ve kendisi ve yakınları için ıstıraba neden olan bir durumdur. 
• Depresyon, yaşam boyunca insanların beşte birinde görülen sık rastlanan bir tablodur. 
• Depresyon önemsenmesi, teşhis ve tedavisi için sağlık kurumlarına başvurulması gereken bir sağlık sorunudur. 
 

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Ne Kadar Mutlusunuz ?

 

“ Evet çok mutluyum, her şey yolunda ..yeni bir işe girdim, hayallerimi gerçekleştirdim .”
 
“Evet,  kendimi çok iyi hissediyorum, ailem  sağlıklı , bir işim var  bu benim mutlu olmam için oldukça yeterli.”
 
“Hayır , hiç mutlu değilim , hayat hep bana kötü yönünü gösterdi,  çevremdeki herkes çok mutlu ben  hala mutsuzum ve istediklerime henüz ulaşamadım.”
 
“Hayır, ilişkim yeni bitti ve onu çok özlüyorum, kendimi iyi hissetmiyorum.”
 
“ Eh, işte .. Tam olmasa da biraz mutluyum diyebilirim . İdare eder.”
 
Beklentiler, hayaller, hedefler, düşünceler  ve duygular . Hepsi kişiden kişiye değişiyor. Bu nedenle mutluluk görecelidir.
 
Hepimiz için mutluluğun tarifi farklı. Bu nedenle her kişisel gelişim kitabında madde madde sıralanan  “mutlu olman için”  önerileri işinize yaramayabilir. 
 
Senin mutluluğun sana özel..Geçmişte yaşadığın iyi veya kötü her şeyin sende oluşturduğu duygu ve düşünceler , bugüne kadar verdiğin kararların, seçimlerin , yaptığın davranışların , isteklerin , bazen istemediklerin , hayatın sana  getirdiklerine bağlı olarak ne kadar mutlu olduğun belirlendi.
 
Bazen kendini hayatın en  şanslı kişisi gibi gördün, hayatın artık sana güldüğünü düşündün  ve için içine sığmadı , bazen de nefesinin göğsünden bir türlü çıkamadığını, içine kocaman bir taşın oturduğunu hissettiğinde dünyanın başına yıkıldığını veya burnunun  sızlaması ile gözyaşlarının nasıl damla damla aktığını. Yalnızlığını.
 
Sen ve senin hayatın…Senin duyguların,düşüncelerin, kararların. Hepsini sen iyi organize etmeye çabalasan da mutlu olman için  elinde olmayan bir şeyler de olduğunu unutmamalısın ! Çevrendeki insanlar veya değişen olaylar oluşturduğun bu organizasyonu bazen bozabilir, bilerek veya bilmeyerek zarar verebilir.  Mutluluğunu elinden bir süre de olsa alabilir. İşte burada kendin için göstereceğin çaba önemli . Mutlu olman, kendini iyi hissetmen için göstereceğin her çaba yukarıda verebileceğini düşündüğümüz olumsuz  cevapların değişmesini sağlayabilir. 
 
“Evet ; şuan çok mutlu değilim . Beni üzen birkaç şey yaşadım. Gücüm azaldı. Bu olaylar beni çok üzmüş olsa da bundan sonra kendim için bir şeyler yapmalıyım.” Diyerek yavaş yavaş harekete geçmeli, mutluluğunu olaylara ve kişilere bağlamamalısın. 
 
Bu çaba için gerekli olan gücü  kendinizde bulamadığınız zamanlar da olabilir. Her zaman çok güçlü olacaksınız diye bir durum söz konusu değil . Gücünüz azaldığında biraz dinlenebilir,  seni yoran şeylerden , kişilerden bir süre uzaklaşabilirsin. Kendin için oluşturacağın ufak çabalarınla yavaş yavaş bu gücü toplayabilir, gücü tam hissettiğinde de kendin için harekete geçebilir, yeni kararlar alabilirsin. 
 
Gücünü tekrar bulman için çevrendeki kişilerin desteğini beklemen normal. Ama gelmeyen bir destek gördüğünde daha fazla o desteği beklememen gerektiğini fark etmelisin.  Bekledikçe gelmediğini görmek seni daha fazla üzebilir. 
 
Peki ; kendin için göstereceğin ufak çabalar neler olabilir ? 
Olumlu içeriğe sahip olabilecek  “Her şey !”
 
Kişiden kişiye bu değişebilir,  yapabileceğine inandığın, sana uyan  veya gücünün yettiği kadar olandan başlayabilirsin. 
 
Kişiden kişiye değişmeyen, bedeni  ve ruh sağlığını iyileştirmeye başlayan çabalar da vardır.  
 
İyi ve yeterli uyku,  doğru beslenme, spor ,  temiz havada  seni iyi hissettiren bir müzikle yaptığın yürüyüş,  gün ışığını almak, doğaya yakın olmak gibi.
 
Her gün  kendini iyi hissetmek için bir şeyler yapmayı , planlamayı unutma!
 
Kendin için yapacağın  her şey önce seni sonra hayatının akışını ,
Sevgilini, eşini , çocuğunu, aileni, işini, ilişkilerini, verimliliğini ,geleceğini , hedeflerini , bedenini etkiler..
 
 
Psikolog Eda Gökduman
 

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Panik atak ile başa çıkmak mümkün!

Hastaların yaşamını alt üst edebilen bu hastalık, doğru tanı ve tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Güdük, panik atak belirtileri ve bu durumla başa çıkabilme yolları hakkında bilgi verdi.  

 
Panik atak tek başına bir hastalık değil
Panik atak birçok psikiyatrik hastalığın dışında; tiroid bozuklukları, kan şekerinin düşmesi, kalp ve akciğer rahatsızlıkları, beyin tümörleri, epilepsi, kansızlık, çeşitli enfeksiyonlar, vitamin eksiklikleri, aşırı kafein tüketimi ve bazı ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Panik atak tek başına bir hastalık değil, birçok psikiyatrik veya fiziksel rahatsızlığın belirtisidir. 
 
Panik atak esnasında ortaya çıkan bedensel belirtiler 
Çarpıntı, kalp atışlarını duyumsama, kalp hızında artış olması, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, soluk kesilmesi, göğüste ağrı, sıkıntı, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi,  bayılma hissi, olayları ve çevreyi bir sis perdesinin gerisinden bulanık algılama, kendine yabancılaşma, uyuşma ve karıncalanma, üşüme, ürperme, ateş basması, kontrolü yitirme, çıldırma ya da ölüm korkusu panik atak sırasında ortaya çıkan belirtiler arasındadır. Panik atakta bu belirtilerin en az dört tanesi görülmektedir. 
 
Kendinizi rahat hissettiğiniz bir yerde hayal edin
Panik atak esnasında, öncelikle kişinin uygun bir yere oturması gerekir. Burundan yavaşça nefes alınıp, 5 saniye tutulduktan sonra, yavaşça dudaklar büzülerek nefes verilmelidir. Kişi kendini rahat hissettiği bir anını gözünde canlandırarak, dikkatini burada toplamalıdır. Çevredeki ayrıntılara odaklanmaya çalışılmalıdır. Panik atak nöbeti yaşadığını düşünenler korkacak bir şey olmadığını ve bu durumun birazdan geçeceğini içinden tekrarlamalıdır. 
 
Panik atak hastalarına öneriler;
• Panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir. Umutsuzluk ve karamsarlıktan kaçınılmalıdır.  
• Panik atak başka hastalıkların habercisi olabilir. Mutlaka psikiyatriste başvurulmalıdır. 
• Psikiyatrist ve psikoloğun önerilerine uyulmalı, tedavileri eksiksiz uygulanmalıdır.
• Kişi yakınlarının da panik atak hakkında bilgilenmesini sağlamalıdır.
• Düzenli ve sağlıklı beslenmeye özen gösterilmelidir. Aşırı yemekten ve uzun süreli açlıktan kaçınılmalıdır. Kahve, çay, asitli, gazlı içeceklerden ve enerji içeceklerinden uzak durulmalıdır. 
• Sağlıklı ve nitelikli uyku için önlemler alınmalıdır.
• Düzenli spor ve yürüyüş yapılmalıdır. 
• Nefes ve gevşeme egzersizleri, günlük alışkanlık haline getirilmelidir.
• Hobilere, keyif alınan aktivitelere ve sosyal-kültürel etkinliklere daha fazla zaman ayırılmalıdır. 
• Sağlıklı bir cinsel yaşamın, sağlıklı bir ruhsal durum için önemli olduğunu unutulmamalıdır. 
• Panik atak, biyolojik ve psikolojik nedenlere bağlı tıbbi bir durumdur. Zafiyet, doğaüstü güçler veya inanç eksikliği ile ilgisi yoktur.  Ruh sağlığı alanında uzman olmayan kişilerden ve yöntemlerden uzak durulmalıdır. 
 

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Ruh Sağlığı

Onun olduğu yerde stres kalmıyor!

Hayvan destekli terapi ile yaşlı ve çocukların stres seviyelerinde düşüş gözlemlendi

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türel Özkul, Türkiye’de bilimsel anlamda ilk kez gerçekleştirdikleri hayvan destekli terapiyle, yaşlıların ve çocukların stres seviyelerinde düşüş gözlediklerini bildirdi.

Özkul, yaptığı açıklamada, UÜ ile Bursa Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokolle hazırlanan ”Yaşlı ve Çocuk Bireylerde Hayvan Destekli Terapilerin Uygulanması” projesinin başarıyla yürütüldüğünü, projeyi üç aşamalı olarak huzur evinde, üniversitenin at ünitesinde ve rehabilitasyon merkezinde yaptıklarını bildirdi. İnsan-hayvan etkileşimine yönelik çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Özkul, bu çalışmaların önemli bir dalı olan ”hayvan destekli terapiler” üzerine yoğunlaştıklarını ifade etti.

Hayvan destekli terapilerin Türkiye’de çok yeni bir konu olduğuna dikkat çeken Özkul, bunun çok iyi anlaşılması gerektiğini belirterek, ”Yurt dışında gerçekleştirdiğimiz bazı projeler oldu. Osmanlı’dan bugüne hayvanlarla iç içe yaşayan bir toplum olarak Türkiye’de bu projeleri daha iyi yapacağımızı düşündük. Bu kapsamda da ilk olarak UÜ ile Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan bilimsel iş birliği protokolü kapsamında 3 aşamalı bir proje gerçekleştirdik” diye konuştu.

”RETRİEVER CİNSİ COFFE’NİN BULUNDUĞU GÖNÜLLÜ TİM, YAŞLILARI ZİYARET ETTİ”
Köpeğine kendince eğitim verenlerin veya atla ilgilenen herkesin bu terapileri yapabileceğine ilişkin Türkiye’de yanlış bir düşüncenin oluştuğunu vurgulayan Özkul, şöyle devam etti:

”Biz bu tarz terapileri biraz daha bilimsel platforma ve resmi formata kavuşturmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda tüm izinlerimizi aldıktan sonra haftanın bir günü Murat Demir ve köpeği Coffee’den oluşan gönüllü timimizle yaşlılarımızı ziyaret ettik ve 15 dakikalık seanslar uyguladık. Seanslardan önce ve sonra çeşitli biyokimyasal ölçümler yaptık. Bu ölçümlerin sonunda da şunu gördük: Yaşlılarımızdaki stres seviyesi Coffee ile gerçekleştirilen terapiler sonucunda azaldı. Bunu biyokimyasal ölçümlerle ortaya koyduk.”

”DİL VE KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARA ÇITIR VE COFFEE İLE SEANS”
Projenin ikinci kısmında bir rehabilitasyon merkezinde, dil ve konuşma terapistleriyle bir araya geldiklerini anlatan Özkul, şunları kaydetti:

”Bu aşamada, köpeklerle yaptığımız terapilerle dil ve konuşma güçlüğü çeken çocuklarımızda konuşma aktivitesini daha iyi hale getirmeyi hedefledik. Yine gerekli izinlerden sonra haftanın bir günü Çıtır ve Coffee ile seanslarımıza başladık. Buradaki terapileri de bilimsel platforma taşıdık ve çocuk gelişim uzmanları tarafından gelişim testleri uyguladık. Çalışmadan önceki ve sonraki testleri karşılaştırdığımızda, 6 hafta sonunda çocukların kendi engel ve yaş grubundaki çocuklara göre çok daha iyi gelişim gösterdiklerini ortaya koyduk.”

ÜÇÜNCÜ AŞAMA: ZİHİNSEL ENGELLİLERE ATLARLA TERAPİ
Çalışmanın üçüncü kısmını atlarla gerçekleştirilen terapinin oluşturduğunu, bu çalışmayı da UÜ Veterinerlik Fakültesi’nin at ünitesinde yürüttüklerini belirten Özkul, ”UÜ Mennan Pasinli Meslek Yüksekokulu öğretim kadrosu ve binicilik eğitmenlerinin katılımıyla zihinsel engelli öğrencilere atlarla terapi uyguladık. Atlarla yapılan gezi öncesi ve sonrası çocuklarımızdan aldığımız tükürük örneklerinden biyokimyasal analizler yapıldı ve çocukların stresinin azaldığını tespit ettik. Ayrıca, hayvanlarla iletişimin çocuklarda kendine güveni arttırdığını, rahatlamayı sağladığını, fiziksel olarak da pozitif gelişim sağladığını gözlemledik” şeklinde konuştu.

Bu projelerin devam etmesi gerektiğini belirten Özkul, projeleri gerçekleştirirken bir standarda kavuşmasının çok önemli olduğunu ifade etti.

GÖNÜLLÜ MURAT DEMİR VE KÖPEĞİ COFFEE
Golden Retriever ırkı köpeği Coffee ile gönüllü olarak projelerde yer aldıklarını belirten Murat Demir, altı yaşında olan Coffee’nin özel eğitimler aldığını ifade ederek, şunları söyledi:

”Türel Hoca ile üniversitede bir etkinlikte tanıştık. Orada biz Coffee ile müzik eşliğinde tango yaptık. Hocalarda olaya bilimsel olarak baktıkları için Coffee ile aramızdaki iletişimi gördüler. Terapi için böyle bir köpeğe ve gönüllüye ihtiyaçları varmış, bu sayede tanıştık. Biz de çok mutluyuz. Seçilme süresi ve sonrası 6 ay kadar sürdü. Onların gelişimine katkıda bulunmak çok mutlu ediyor. Biz de özlüyoruz onları, her hafta terapilere katılmayı bekliyoruz. Huzurevindeki terapilerimiz de çok güzeldi. Huzurevinde kalan Meryem Teyze, ‘Çocuğum, ben sizleri unutur muyum? Coffee gelecek diye gün sayıyorum’ demişti. Bu benim için çok büyük bir mutluluk.”

Sokak köpeği Çıtır’ı sahiplenen ve onu pozitif metotlarla terapilere uygun hale getiren gönüllü Jale Üntürk, ”Köpekleri severek eğittiğimiz için onlar da insanlara ön yargısız davranıyorlar. Pozitif köpek eğitimi almış köpekler, hiçbir canlıya zarar vermek amacında olmadıkları için onları terapi köpeği olarak kullanabiliyoruz. Çıtır’ı Nisan 2012’de Şanlıurfa barınağından sahiplendim. Aslında o bir sokak köpeği. Pozitif eğitimle ona bazı davranışları öğrettim. Çıtır, sokak hayvanlarının pozitif eğitimle davranış edinebileceklerinin Türkiye’de en güzel örneği. Kendi adıma çok mutluyum. Türkiye’de bu tarz çalışmalar yaygınlaştırılmalı” diye konuştu.

AA

Kaynak: HaberTürk