Nobel sorusuna cevap veremiyor çünkü…

Dünyaca ünlü bilim insanlarının yaşamları sadece çalışmaktan ibaret değil. Günde 14 saat çalışan Harvardlı Gökhan Hotamışlıgil’in de öyle. Ünlü araştırmacı voleybol oynuyor, bağlama çalıyor, kitap okuyor, eş ve çocuklarına zaman ayırıyor… “Tüm bunları istediği sıklıkta yapabiliyor mu?” diye sorarsanız, dünyanın yaka silktiği ve salgın haline gelmiş hastalıklarla mücadelenin önde gelen savaşçılarından biri olunca, yanıt ister istemez, ” Hayır” oluyor.

Diyabetten obeziteye, kalp-damar hastalıklarından metabolik tüm hastalıklara ilişkin çalışmalarıyla sahaya yeni yaklaşımlar geliştiren ve yeni yolların kapısını aralayan Harvard Üniversitesi Metabolik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Gökhan Hotamışlıgil, günde 12-14 saat arası çalıştığını, toplantı ve kongreler için çok seyahat ettiğini ve kendisine zaman ayırmakta sıkıntı çektiğini söylüyor.

“Bu tempo uykumdan ve sosyal hayatımdan fedakarlık yapmamı gerektiriyor” diyen Hotamışlıgil, bir süre bu ortamdan uzaklaşıp, okumaya ve düşünmeye daha çok zaman ayırma arzusunda olduğunu belirtiyor. Bunun için, “Sabbatical” adı verilen bir program olduğunu, bu programın öğretim üyelerine her beş yılda bir 6 ay, on yılda bir ise 1 yıl süresince başka bir ortama ya da kuruluşa gidip, biraz dinlenme ve tazelenme imkanı sağlamak için tasarlandığını söyleyen Hotamışlıgil, ” Bugüne dek bu fırsatı hiç kullanamadım ama yakında kullanmayı düşünüyorum” diyor.

Başında olduğum 11 laboratuvarda görev yapan 7 Türk araştırmacım var. Bunlardan 3 tanesi doktora tezlerini, diğerleri de doktora sonrası çalışmalarını yapıyorlar. Gelecekte daha önce beraber çalıştığımız ve önemli buluşlarımızın her birine ciddi katkılarda bulunmuş öğrencilerim gibi bu gençlerin de kendi kariyerlerini başarı ile devam ettireceklerine yürekten inanıyorum.

En büyük sıkıntım boş zaman bulmak. En önemli önceliğim ise ailem ve çocuklarım. Onların ihtiyacı olan zamandan çalmamaya elimden geldiğince özen gösteriyorum. Spora, müziğe ve okumaya meraklıyım. Şu anda “Kampüste Kriz” isimli, yüksek öğrenimdeki sıkıntıları inceleyen bir kitap okuyorum Liseden beri voleybol tutkum var. Hala hem salon hem de plaj voleybolu oynamaya devam ediyor, düzenli egzersiz yapıyorum. Arada bir efkarlandıkça bağlamamı alıp memleket havaları ile ruhuma biraz sükunet getirmeye çalışıyorum.
Türkiye’ye dönmek ve çalışmak tabii ki arzu ettiğim bir şey. Benim için Türkiye’nin yerini tutabilecek bir değer yok. Buna, “Gönüllü sürgün” diyorum. Her ne kadar, ” Dünya küçüldüğü için her şeye her yerden ulaşmak mümkün” diye düşünsek de, bu aslında yapay bir durum. Memleketin tadı ancak memlekette çıkıyor. Buna karşın yakın zamanda Türkiye’ ye dönebileceğimi sanmıyorum. Bunun kişisel ve profesyonel bir çok nedeni var. Bu nedenlerin bir kısmı Türkiye’de ki koşullarla ilgili. Bilim ülkemiz için son derece önemli. Bu geçiş döneminde izlenecek politikalar, üniversitelerin konumu, bilimsel yapılanmalar ile fikir ve düşünce özgürlükleri konularındaki çizgi, önümüzdeki yüzyılda ülkemizin nereye gideceği noktasında belirleyici olacak. Bu konulara katkıda bulunmayı ve farklı seslerin duyulmasını sağlamayı çok önemsiyorum. Dönüş olasılığı benim için hep açık… Umarım bir gün gerçekleşir.

“Nobel hayaliniz var mı?” sorusuyla sık karşılaşıyor ve cevap vermekte zorlanıyorum. Benim böyle bir düşüncem ve beklentim yok. Ama yaptığımız çalışmaların bu seviyede algılanmasının büyük bir onur kaynağı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, 20 yıldır metabolik hastalıklar üzerine yoğunlaşan temel çalışmalarında kilometre taşı olarak gördüğü bazı buluşlarını ve 30 bine yakın sitasyon alan yayınlarını şu örneklerle anlatıyor; “Çalışmalarımızın ana teması, gıda ile vücut fonksiyonları arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleyerek, sağlık ve hastalıkta metabolizma ile immün sistem, bir başka deyişle enerji ile savunma sistemleri arasındaki ilişkiyi kontrol eden yolları ortaya çıkarmak.” İşte bu yoldaki en önemli kilometre taşlarından bazıları;

* Doktora çalışmalarım sırasında o zamanki mentorum Dr. Spiegelman’la birlikte şişman yağ dokusundan, normalde vücudun savunmasında görev yapan bir protein üretildiğini fark ettik.

* Kurduğum laboratuvardan çıkan ilk yayın ile şişmanlık ve diyabette immün sistemin merkezi önem taşıdığı kuramını ortaya çıkarmamız ve JNK geninin keşfi bu şekilde oldu.

* Bunun açtığı yolları izlerken, “Endoplasmik retikulum” stresinin şişmanlık ve diyabetteki rolünün keşfedilmesi ve bu mekanizmanın hem diyabet hem de kalp hastalıklarında tedavi amacı ile kullanılmasına yönelik bazı yöntemler geliştirdik.

* En yeni buluşumuz olarak, geçen yıl Cell ve bu yıl da Nature dergilerinde yayınladığımız PKR isimli yeni bir geni ortaya çıkardık. STAMP2 genini bulduk ve metabolik sendrom ile aterosklerozdaki rolünün belirlenmesini sağladık.

* Son olarak yağlarla ilgili uğraşlarımız ve yağlara bağlanan proteinlerin; şişmanlık, insülin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması, damar sertleşmesi ve astım üzerindeki rollerini belirlemeye, bunlara dayalı ilaç geliştirmeye, yağ metabolizması ile söz ettiğim mekanizmalar arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalarımız var.

admin tarafından

Sgk İşlemlerine, sgk sorgulama ve sağlık haberleri 'ne kolayca ulaşabilmeniz için yapılmış bir uygulamadır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir