Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur tedavi yöntemine göre teşhis nasıl yapılıyor?

İster ortodoks tıp eğitimini almış olsun, ister akupunktur uzmanlığını elde etmiş bir doktor olsun, hastaya teşhis koymada en önem verilmesi gereken konu hastanın kendisi olmalıdır.

Eğer bir doktor hastasının yürüyüşüne, oturuşuna, konuşmasına, mimiklerine, gözlerindeki ışıltıya, bakışlarındaki canlılığa veya ilgisizliğe dikkat ettiğinde hastası hakkında bir kanaat oluşmuyorsa; o hekim arkadaşın bilgi, birikim ve tecrübesini bir şekilde tamamlaması gerekir.

Bununla ilgili bildiğimiz bir alandan örnek vermek gerekirse, aracınızdaki arıza olduğu için bir otomobil tamircisine gittiğinizde usta ne yapar? Arabayı bir kere çalıştırmanızı ister. Siz motoru çalıştırdığınızda motorun sesinden arızanın nerede olduğunu hemen anlar. Daha emin olmak isterse, birkaç yüz metre de arabayı kullanır. Geri geldiğinde motorun ilgili aksamını sökmeleri için çıraklarına (yardımcı elemanlarına) talimat verir.

Bu ustaya deseniz ki:

– Ama ustam, hiç arabayı belirli aletlerle cihazlarla ölçüp değerlendirmeden nasıl böyle bir karara varıyorsunuz?

üstanın size vereceği cevap hazırdır:

– Merak etme, gerekirse cihazlardan da yararlanırız. Biz yıllardır bu işin içindeyiz. İlk defa sizin aracınızı kontrol etmiş biri değilim.

Aynen bunun gibi, doktor da (ilk defa bir hasta kontrol etmediği için) sağlıklı insan ile rahatsız olan insan arasındaki farkı bakışlarıyla anlamalıdır.

Bir başka önemli husus da hastanın bizzat kendisiyle ilgili detaylı bir hikâyesini anlatması veya yazmasıdır ki bu doktor için teşhis koymada çok ama çok önemlidir.

Doktor, hastanın durmasını, oturmasını, konuşmasını, bakmasını değerlendirip, bir de yazılı veya sözlü anlattığı hayat hikâyesini öğrendiğinde hastası hakkında % 80 teşhisini koyabilmelidir.

Geri kalan % 20’lik belirsizliği de ilgili tahliller, tetkikler, filmler vs. oluşturacaktır. Bugün hastanın muayenesi ve teşhis konulması işlemlerinde bu oran ne yazık ki tam aksine oluyormuşçasına önem kazanmış veya öyle gösterilmeye başlanmıştır. Yani doktorun gözlem ve tecrübesi, hastanın beden dili ve kendini ifadesi âdeta ikinci plana itilip, neredeyse, hasta daha “ uram ağrıyor.” der demez tahlil, tetkik, röntgen vs. ile teşhiste isabetlilik aranmaya çalışılmaktadır.

Nabızdan dilden kulaktan ve dedektörden yapacağı teşhisler veya modern tıbbın yöntemiyle isteyeceği tahliller, röntgenler doktorun tecrübesini teyit edici, kesin sonuçları tayin edici çalışmalar olmalıdır.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur iğnesinin vücuttaki etkileri nelerdir?

İğne batırmanın vücuda etkileri hakkında açıklayıcı bilgi verir misiniz?

Akupunktur iğnesinin vücuttaki etkilerini iki ana başlıkta toplayabilir:

Akupunktur İğnesinin Objektif Etkileri

A) Analjezik etki

• Ağrı eşiğini yükselterek elde edilir.

• Total duyu kaybı yoktur. Etki hemen görülür.

• Doku ve organların iyi kanlanması temin edilir.

• Endorfinler salgılanarak elde edilir.

B) Sedasyon etkisi

• Beyinde seratonin, endorfin vb. gibi maddeler ortaya çıkmasıyla elde edilir.

• Sedasyonun raphe sistem, bazal ganglionlar formatio retiküla-ris (beyinde bir bölge) aktivasyonundan olduğuna inanılır.

• Akupunktur uygulaması esnasında beyin dokusunda bazı me-tabolik değişiklikler olduğu rapor edilmiştir. Örneğin, dopa-min artışı tespit edilmiştir. Dopamin eksikliğine bağlı oluşan bazı mental hastalıklarda ve parkinsonda akupunkturun etki mekanizması bu şekilde açıklanabilir.

C) Homeostatik etki

• Sempatik ve parasempatik sistemi dengeleyerek, ter salgısını, böbrek çalışmasını, kalp ve solunum fonksiyonlarını ayarlayarak sağlanır.

• İyon dengesini ayarlar.

D) İmmün stimülan (Bağışıklık sistemini kuvvetlendirici) etki

• Vücut direncini arttırır. Bu işi lökositleri, antikorları ve gama globulinleri arttırarak yapar. Enfeksiyonlarda da bu özelliği sebebiyle etkilidir.

• Antikorlarda artış

• İmmün globülinlerde artış

• GAMDE dediğimiz globülinlerde artış sağlanır.

E) Psikolojik etki

• Bu etkiyi hipnozla ya da telkinle karıştırmamak lazım. İkisi arasında farklar vardır. Örneğin;

• Akupunkturun etkisi her kişide değişik derecelerde izlendiği hâlde, hipnoz toplumun % 10-15’ini ancak etkiler,

• Akupunktur analjezisi ile acil cerrahi müdahale, acil hasta tedavisi yapılabildiği, migren nöbeti, siyatik düzeltilebildiği hâlde; hipnozla anestezi için uzun bir hazırlık dönemine gerek duyulur,

• Hipnozda hareketler robot gibidir. Akupunkturda sponton jest ve mimikler vardır. Hatta iğneleme bölgesine lokal anastezi yapılması akupunkturun etkisini yok eder. Nalokson aneljezik etkiyi yok eder. Bütün bunlar akupunkturu hipnozdan uzaklaştıran nöral etkileri düşündürür.

F) Motor fonksiyonlarda iyileşme

• Paralizi vakalarında geç dönemlerde bile akupunktur tedavisinden cevap alınır,

• Şahsın çalışma gücü artar,

• Sporcular daha fazla enerjiye sahip olur,

• Kas kriş ve kemik yapısını kuvvetlendirir. vücut direncini arttırır,

• Diz, bel ve ayak yaralanmalarında bakım ve tedavi çabuklaştırır.

akupunktur_ignesi2

Akupunktur İğnesinin Subjektif Etkileri

• İğne batırılan yerde hafif ağrı,

• Biraz gerginlik hissi,

• Biraz ağrı hissi,

• Yüzeysel dokuda biraz küntlük,

• İğne çevresinde lokal kas spazmı.

Tüm bu duygulara akupunktur literatüründe “De Gi” denilir.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur tedavisi nasıl bu kadar etkili olmaktadır?

Akupunkturun nasıl etkili olduğu konusunda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. İşte elde edilen bazı sonuçlar:

• Akupunktur vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek direncini arttırıyor. Böylece hasta herhangi bir enfeksiyona daha az yakalanıyor. Daha az enfeksiyon demek daha az rahatsızlık demektir.

•    Hastanın duygusal durumu kontrol altına alınıyor. Böylece stres, sıkıntı, depresyon gibi durumların ortaya çıkmasını önlüyor, var olanları da en azından bardağı taşırmayacak seviyede tutuyor ve böylece tedavi ediyor.

•    Vücudun kendi steroidini, seratoninini, endorfinini salgılaması sağlanıyor. Böylece yara içeriden tedavi ediliyor. Dışarıdan uzun süre alınan steroid çocukların büyümesini engellediğinden, akupunktur tedavisi dışarıdan steroid alimini bıraktırarak çocukları da bu tehlikeden kurtarmış oluyor.

Alerji reaksiyonlarını oluşturan salgılar azalıyor. Alerjik reaksiyonda en önemli rolü üstlenen “immün globülin -E” seviyesi akupunktur tedavisi sonrası ciddi anlamda azalıyor. Akupunktur vücudun genel dengesini düzeltiyor.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur hangi rahatsızlıklara iyi geliyor?

Akupunktur nelere iyi gelir?

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki acil ameliyat ve acil travma gibi vakalar haricinde, hemen her konuda hastaya akupunktur tedavisiyle yardımcı olunur.

Akupunkturla tedavi edilen hastalıklar her geçen gün daha da artmaktadır. Örneğin, biz boyun fıtığında akupunktur tedavisini başarıyla gerçekleştirmekteyiz.

[Dr. İsmail Maraş, 1985 yılında Manisa’nın Gördes ilçesinde, elektronik akupunkturla Türkiye’de ilk defa boyun fıtığı ve oniki-parmak bağırsağı ülseri tedavisini gerçekleştirmiştir.]

Yine önceleri akupunktur, koroner kalp hastalıklarında, kalp ritim bozukluklarında, kolesterol yüksekliğinde, gut hastalığında, art-rozlarda, Behçet hastalığında, boyun fıtığında vs. hiç düşünülmüyordu. Oysa şimdi yaygın olarak kullanılıyor.

–    Yine bilhassa yaralanma, yırtılma, menisküs yırtığı, romatoid artrit, ameliyat yara ve sekel izlerinin, cilt kırışıklıklarının bakım ve tedavisinde, ayrıca selülite oldukça iyi neticeler alınmaktadır.

–    Örneğin kemik kırılmalarında, kemiğin kaynama süresi yarı yarıya azalmaktadır.

–    Sütü gelmediği için bebeğini emziremeyen annelerin sütü, akupunktur tedavisiyle gelmektedir.

–    Hamilelerde mide bulantısı, baş ağrısı gibi şikâyetlere akupunktur tedavisiyle son derece iyi neticeler alınmaktadır.

–    Bazı spor yaralanmalarında sporcu istirahat süresi en az yarı yarıya kısalmaktadır.

–    Sık sık grip, nezle, anjin, farenjit, kulak iltihabı olan çocuklarda bağışıklık sistemleri kuvvetlendirilip, bu hastalıklara yakalanma riski hayli azaltılmaktadır.

–    Koroner kalp hastalıklarının en az % 75-80’inde, trigliseritler azalır. Stres, gerilim, yüksek tansiyon kontrol altına alınır. Böylece şikâyetler hayli azalır veya ortadan kalkmış olur.

–    Şeker hastalarıyla kanserli hastaların ağrı, uykusuzluk, gaz, şişkinlik, stres gibi sorunlarında yardımcı olur.

–    Akupunktura iyi gelen hastalıkların A’ dan Z’ ye bir listesi yok mu?

Bu sorunuzun cevabını “Akupunktur ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?” bölümünde okuyabilirsiniz.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur muayenesinde film, tahlil, tetkik vs. istenmez mi?

Gereken tetkik ve tahliller elbette isteniyor. Bizim ülkemizde fark, hastalar genelde Batı tıbbının bütün imkânlarını denemiş ve çare bulamamış kimseler olduğu için, akupunktur uzmanına gelirken zaten elinde bir sürü tahlil, tetkik ve film ile geliyor. Ama ekstra bir tahlil veya tetkik gerekiyorsa doktor onu da istiyor. O hâlde bu mükemmel teşhis yöntemini niçin tüm doktorlar öğrenmiyor?

Bu konuda görev bu yöntemi öğrenmeyen doktorlara değil, devlete düşüyor. Çünkü doktorlar tıp fakültesine girerken, ortodoks usulü tıp eğitimi alacağım düşüncesiyle girmiyor. Üniversitede kendilerine ne tür bir eğitim verilirse o şekilde mezun oluyor. Dolayısıyla tıp fakültelerinde akupunktur eğitimi de verilirse tıp öğrencisi öğrenmem demez ki?

Ama bir insan emek vermiş, en az altı yıl tıp eğitimi almış. Sen artık doktorsun denilmiş. Siz bu kişiye tutup, yepyeni bir tedavi metodu olduğundan, yepyeni bir teşhis sisteminden söz ediyorsunuz. Düz bir mantıkla bakıldığında bunu kaç insan kabullenebilir ki? Akupunktur tedavi metodunun modern tıp mensubu doktorlar arasında yayılmasındaki yavaşlık bundan kaynaklanıyor. Oysa hem bugünkü tıbbı, hem akupunktur yöntemini bilen bir doktor, hem hastasına gerektiğinde uygulayabileceği ve hiçbir yan etkisi olmayan bir tedavi metodunu elinde bulundurmuş, hem de hastasının daha bir güvenini kazanmış oluyor. Hem de tedavisi yok denilen birçok vakada hastaya alternatif tedavi şansı sunuyor.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur uzmanı, vücuttaki tüm rahatsızlıkları bilebilir mi?

Çokları bildiğimiz Batı tıbbında her doktorun bir uzmanlık alanı olmasına alıştığı için, akupunktur uzmanının da bütün hastalıklarla uğraşabiliyor olması kabullenilemez. Reddetmese bile inanamaz. Ve çokları şu soruyu sorar:

Yani biz vücudumuzdaki rahatsızlığın ne olduğunu söylemesek bile, akupunktur teşhis yöntemiyle vücudumuzda nerede, ne tür bir rahatsızlık varsa bilinir mi?

Bunu geçtiğimiz sayfalarda anlatmıştık. Akupunktur uzmanı doktor nabza, dile, derisinin rengine, nemliliğine vb. bakarak birçok rahatsızlığı ana hatlarıyla teşhis edebilir. Böylece yapılacak tahlil ve tetkikte isabet kaydedilmiş olur.

Dolayısıyla bir akupunktur uzmanı, akupunktur teşhis yöntemleriyle hastada var olan boyun kireçlenmesini, kan dolaşımı bozukluğunu, gizli alerjik bünyeye sahip olup olmadığını, böbreklerde sorun olup olmadığını, boyun omuz ve sırtta olan ve sebebi bilinmeyen ağrıların asıl kaynağını daha net ve daha kolay tespit edebilir.

Peki akupunktur uzmanı bir müneccim midir? Ne münasebet! Öyle olsaydı herkes akupunktur uzmanı olabilir miydi? Oysa akupunktur bilimsel bir tedavi yöntemidir. İsteyen her doktor bu tedavi yöntemini öğrenebiliyor. Hastasına bu yöntemle teşhis koyabiliyor.

Geçen sayfalarda nabızdan ve dilden teşhis koymayı anlatırken de ifade etmiştik. Vücut kendinde var olan enerji dengesizliğini gayet net bir biçimde ortaya koyuyor. Yeter ki nabzın dilinden anlayan, dildeki görünüm farklılığını anlayabilen, derideki yani ciltteki farklılığı parmak uçlarıyla hissedebilen bir uzman bulunsun. Dolayısıyla nabızdan, dilden, deriden ve dedektör vasıtasıyla kulaktaki noktalardan yapılan testlerle hastanın neresinde ne tür bir rahatsızlığı varsa, ortaya çıkıyor. Bu marifet akupunktur biliminin hekime sunduğu bir imkândır.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Akupunktur, vücudu bir bütün olarak mı tedavi eder?

Evet… Akupunktur tedavi yönteminde vücut, bir bütün olarak ele alınır. Kalp için ayrı, böbrek için ayrı, migren için ayrı tedavi düşünülmez. Hastaların şikâyetlerini, bir makinenin parçaları gibi düşünüp öyle tedavi etmeye çalışmak, akupunktur eğitim ve felsefesine uymaz. Çünkü vücut bir bütündür.

Bu ne demektir? Ayağınıza diken batsa, beyniniz zonklar. Mideniz ağrıdığında ağzınıza yemek alamazsınız. Böbreğinizde taş olduğu zaman, kıvrım kıvrım kıvranırsınız. Boyunda bir sorun varsa, mesane de etkilenir.

Öyleyse, vücut bir bütündür. Zaten vücutta var olan 12 meridyenden akan enerji de bu akışı bir bütünlük içinde sağlamaktadır.

“Hem ayrı ayrı parça, hem nasıl bir bütün olur?” denilirse, nar örnek verilebilir. Nar bir bütündür ama yüzlerce parçacıktan bir araya gelmiş bir meyvedir. Dolayısıyla akupunktur vücudu bir bütün olarak komple tedavi eder.

Ortodoks tıp tarafından “alternatif tedavi” olarak adlandırılan, oysa binlerce yıllık “köklü tedavi” olan birçok yöntem, vücudu bir bütün olarak ele alır ve buna göre teşhiste bulunur. Örneğin, Ayur-veda da ortodoks tıbbının anladığı tarzda teşhis konulmasına bel bağlamaz. Çünkü Ayurveda tedavisi de tıpkı akupunktur gibi insanı bir bütün olarak ele alır ve vücuttaki denge sistemini düzenlemeye yönelik tedavi eder. Ancak ayurveda yönteminde, doktor aynı zamanda hastaya da önemli derecede rol biçer. Hastanın kendini iyileştirmesinde üstüne düşen (diyet, masaj, banyo gibi) bazı görevler vardır. Doktor hastasına, önereceği görevleri harfiyen yerine getirmesini tembihler.

Hemopati ile ilgilenen bir hekim, hastalığın tıbbi verilerinin yanı sıra hastanın ailevi ve kişisel durumunu; sosyal ve psikolojik cephelerini içeren detaylı bir hikâyesini dinler. Çünkü hastanın tüm yönleriyle ilgilenen bir metottur.

Natüropati tedavi yönteminde de hekim hastanın anemnez formunu çok detaylı bir şekilde inceler ve değerlendirir. Bununla birlikte kan testleri, röntgen filmleri ister. İlave olarak osteopatik teşhislerden de yararlanırlar.

Buna benzer birçok alternatif tedavi yöntemi hastayı bizim alışageldiğimiz yöntemlerden farklı olarak, bir bütün hâlinde incelemeye çalışır.

Şunu da belirtmek gerekir ki akupunktur tedavisi, tüm bu yöntemler arasında en yaygın olanı, en çok bilinen ve uygulananı olarak öne çıkmıştır.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap

Akupunkturun vücuttaki ilaç üretim merkezlerine etkisi ne kadardır?

Akupunkturun bir görevi de vücuttaki dengesizlik sebebiyle ilaç üretim merkezlerinde oluşan bozukluğu ya da durgunluğu harekete geçirmek için beyni ve o bölgeyi uyarmasıdır.

Akupunktur tedavisi vücuttaki bu merkezlere ilaç üretimi için gerekli uyarıyı yapar. Bu açıdan bakıldığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki ilaçla tedavi edilebilen her hastalıkta akupunkturun inkâr edilemeyecek bir yeri vardır.

Sadece romatizmanın yüzlerce çeşidinin büyük bir kısmında çok etkili neticeler alınmaktadır. Bir genelleme yapacak olursak ilaçla tedavi görecek olan her yüz hastanın en az yetmiş veya seksenini akupunktur ile tedavi etmek mümkündür.

Zaten bugün birçok ilaç firması da kendi açıklamalarında, hastalıkların artık 1/3’ünü ancak tedavi edebildiklerini bildirmektedirler. Zaten bugün, sendrom adı da verilen birçok hastalığın hâlen çaresiz olması veya istenilen sonuç elde edilememesi de bu açıklamayı doğrulamaktadır.

Akupunkturun ilaç üretimindeki rolü nedir?
Akupunktur “yin” ve “yang” meridyenleri üzerindeki noktalara yapılan uyarıdır. Vücudun doğuştan itibaren sağlıklı çalışması için hangi organın ne yapacağı nasıl çalışacağı hangi hormonları, hangi salgıları, hangi ilaçları üreteceği bellidir. Akupunkturun burada üstleneceği rol çok önemli ama bir o kadar da pratiktir. Vücudun içinde var olan doktoru ikaz edip uyandırmaktır. O doktor uyandığında kısa zamanda tekrar hâkimiyeti ele alır ve vücudu önceden nasıl sağlıklı bir şekilde yönetiyorsa aynı şekilde yönetmeye başlar. Hatta uyarıldığı için daha da iyi sonuç elde eder. Örneğin vücutta var olan bağırsak tembelliği kabızlığa sebep oluyorsa, bu uyarıdan sonra kabızlık ortadan kalkar. Burun tıkanıklığı varsa, bu tıkanıklığın açılması için uyarı yapılmış olur. Hareketsizlik sebebiyle omuzlarda ve hareketsiz eklem yerlerine gitmekte zorlanan kan deveranı bu uyarılardan sonra hızlanır.

Nitekim bugün Batı ülkelerinde ve üzak Doğu’da sporcular yarışma öncesi akupunktur tedavisi yaptırarak güçlerine güç katarlar. Yarış sonrası yapılan tahlillerde ise asla dopinge rastlanmaz. Neden? Çünkü sporcu doping ilacı almamıştır. Ama içindeki doktoru akupunktur ile uyandırmış ve gücünü o sürede ikiye katlamıştır. Yarış atlarında akupunktur kullanılmasının sebebi de bu değil midir?

Ama ülkemizde bu gelenek pek bilinmediği için, sporcular bol hareket edecekleri yerde, akupunktur gibi doğal uyarıcılardan yaralanacakları hâlde, gerek rahatsızlandıklarında gerek enerjiye ihtiyaç duyduklarında ilk akla getirdikleri husus ilaçlardır. Bu ise sonunda bilerek bilmeyerek doping standardının üzerine çıkmakta ve sporcu zor durumda bile kalabilmektedir.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Vücutta ilaç üretimi aksadığında ne yapılmalı ?

Vücutta ilaç üretimi aksadığında, dışarıdan ilaç takviyesi mi yoksa akupunktur tedavisi mi tercih edilmelidir?

Bu soruyu, “Vücutta ilaç üreten sistemi harekete geçirmek mi daha kârlı, yoksa dışarıdan vücuda ilaç ithal etmek mi?” şeklinde de sorabiliriz. Elbette kendi vücudumuz ilaç üretebilecek kapasitede ise onun ilaç üretmesini isteriz.

Acil bir durum olduğunda ilacımızı yine kullanırız. Ama bir veya birkaç ilacı, ömür boyu kullanmak veya kullanmayı önermek öyle bir çırpıda karar verilecek kadar basit olamaz.

Çünkü dışarıdan alınan ilaçlarda bulunan özellikler, esasında vücudun kendi kendine üretebildiği veya geliştirebildiği özelliklerdedir.

Ne var ki o an için belirli sebeplerden dolayı vücut bu konuda yetersiz kalmıştır. Veya vücuda ekstra bir takviye gerekmektedir. O zaman gereken ilaç verilebilir. Burada sözünü ettiğimiz husus, vücudun kendisine lazım olan ilacı bir an önce yine eskiden olduğu gibi kendisinin üretmesi konusunda harekete geçirilmesidir. Eğer dışarıdan verilen takviye devam ederse, vücudun bu konuda tembelleşmesine bu da ileride hastanın zararına bir gelişme olur.

Diğer yandan en ufak bir üşütmede antibiyotiklere saldırmak, leblebi alır gibi ağrı kesici almak, mide ağrısında mide ilacını kullanmak hiç de mantıklı bir yaklaşım değildir. Acil ya da zorunlu durumda ilaç gerekirse elbette alınır. Ancak asıl olan hastaya bu ilaçları vermek değil, rahatsızlığının nedenini bulup, o nedeni ortadan kaldırmaya yönelik tedavi uygulamaktır.

Nitekim bir eczacıya gidip şuram ağrıyor, buram kaşınıyor vb. dediğinizde kaç eczacı sizi doktora yönlendiriyor? Ya da kaç eczacı hemen raflara uzanıp sanki sigara paketi verir gibi ilaç, şurup ve pastil vs. ne uygun görüyorsa onu size uzatıveriyor.

İşin garibi, çoğu kez böylesi durumlarda doktora gidip muayene olduğunuzda size vereceği ilaçlarla, doktora gitmeden eczaneye gitseniz, eczacının vereceği ilaçlar aynı olabiliyor. E, şimdi ne olacak? Doktor var ise eczacı nasıl ilaç verebiliyor? Eczacının verdiği ilaç iyi geliyorsa, doktora gitmenin anlamı nerede kalıyor?

Peki işin bu boyuta gelmesinin ana sebebi ne? O eczacının doktorların verdiği ilaçları biliyor olması. Doktorların da hastaya o ve benzeri ilaçlardan başka bir öneri sunmuyor olması değil midir?

Oysa elli yaş ve üzerindekiler bilirler. Doktorlar hastasına gerçekten reçete yazarlardı. Hasta o reçete ile eczaneye giderdi. Eczacı doktorun önerdiği formüllerle hastaya ilaç hazırlar ve hasta o ilacı kullanırdı. Şimdi hemen hepsi standartlaştırıldı. Fabrikasyon oldu. Hasta hastaneye giderken biliyor ki doktor kendisine bakacak, derdini dinleyecek, röntgen çektirecektir, tahlil yaptıracak, ardından ilaç yazacak ve o ilaç da eczaneden alınacak. İnsan sağlığı bu kadar sıradanlaşabilir mi? Bir sistem bu kadar standartlaştırılabilir mi?

Tekrar “vücudun ilaç üretimine” dönecek olursak, doktorun asıl yapacağı iş, hastanın ilaç üretim sistemini bir an önce faaliyete geçirtecek tedaviyi bilmesi ve hastaya önermesi veya uygulaması olmalıdır.

Çünkü dışarıdan alınan ilacın hem yan etkisi vardır, hem de alınan ilaç, vücudun ilaç üretim merkezini devre dışı bırakır.

Örneğin, bir rahatsızlığın iyileşmesi için vücuda kortizon vermeye başladınız. Bu işi uzun bir süre devam ettirirseniz vücudun kortizon üretim merkezi devre dışı kalır. Yani böbrek üstü bezleri bir süre sonra kortizon üretemez hâle gelir. Şimdi bu hasta ne yapacak? Bir ömür boyu kendisine kortizon lazım. Peki bir ömür boyu dışarıdan kortizon alınır mı? Böbrek üstü bezleri artık iflas etmiş bir hastanın dışarıdan alması gereken kortizondan başka da çaresi kalmamıştır.

Demek ki önemli olan, vücuttaki ilaç üretim merkezlerini köreltmemek ve sürekli çalışır hâlde tutmaktır. Hekimin vazifesi de vücudun bu dengesini bir şekilde sağlamaktır. Akupunktur tedavisi, aynı zamanda vücudun ilaç üretim merkezlerini harekete geçiren bir tedavi sistemidir.

Milliyet

İlaç fiyatında 30.10.2003    promosyonun payı

Yıllar önce bel fıtığından yatağa düştüğümde, önceleri ameliyattan başka çözüm yokmuş gibi görünüyordu. Her nedense bana ilk tavsiye edilen doktorlar beyin cerrahlarıydı ve en ünlülerinden hangisine gitsem, (adı üstünde cerrah) “derhal ameliyat” diyordu. Ameliyat için hastaneye yatmak üzere bavulumu bile hazırlamışken, mucize fızikoterapist Prof. Dr. Ender Berker imdadıma yetişti. “So-

kaktan rastgele 10 kişiyi çevirip tomografi, MR çektirsek, 8’inde si-zinkine benzer bulgular görürüz” diyerek ameliyata itiraz etti ve fizi-koterapiye bile gerek görmeden, sadece bel jimnastiği artı basit bir-iki ilaçla beni ayağa kaldırdı.

100 kadından 20’si

Bu yıl yaz boyunca peşimi bırakmayan çarpıntıdan kurtulmak umuduyla kapısını çaldığım kardiyolog Prof. Dr. Zeki Öngen’in yaklaşımını da ömür boyu minnetle anacağım Prof. Berker’inkine çok benzer buldum.

Prof. Öngen çarpıntımın kalple ilgili olmadığını söyleyince ona “Acaba ekokardiogram çektirsem mi?” diye soracak oldum. Zira son dönemde çevremde ekokardiogram çektirenlerin sayısı hızla artmaktaydı. Hatta ekokardiogramı çekilen bir arkadaşıma doktoru “Her 100 kadından 20’sinin mitral kalp kapakçığında sarkma vardır. Seninkinde de var. Çarpıntın bu yüzden” demiş. Arkadaşım benim için de benzeri bir durumun söz konusu olabileceği düşüncesiyle bu bilgiyi bana aktarmıştı.

Ekokardiyogram

Prof. Öngen’in bu soruma yanıtı hayli ilginçti: “Ben kalp kapakçığında sarkmayı, ekokardiogram hastalığı olarak niteliyorum. 10 yıl önce ekokardiogram olmadığı için, insanlar kalp kapakçıklarında sarkma olduğunun farkında değildiler. Ekokardiogram çektiren her 5 kadından birinde ve her 10 erkekten birinde bunu görürsünüz. Genelde genetiktir, doğuştan beri vardır.”

Prof. Öngen’e göre ekokardiyogram çektirsem belki benim kalp kapakçığımda da sarkma görülebilirdi ama bu durum yıllardan beri süregeldiği için son aylardaki çarpıntımın nedeni olamazdı. Ayrıca doktor tarafından belli bir teşhise yönelik olarak önerilmemişse, her önüne gelenin ekokardiyog-ram çektirmesine de gerek yoktu.

Tahlil başına yüzde!

Prof. Öngen bana ilaç da vermedi, tahlil de istemedi. Gayet nazikçe, “Biraz boğazınızı tutun, akşamları az yeyin, fazla yağlı yemeyin, kahveyi azaltın, çarpıntı falan kalmaz” demeye getirdi. Gazetecilik damarım kabarıp da ardarda sorduğum ahret sualleri sonucu öğrendim ki 3-4 yıl önce Teşvikiye’de muayenehane açtığında çevredeki laboratuvarların tümü antetli tahlil formları getirip, sevkettiği hasta başına yüzde önermişler. O hiçbirini kabul etmemiş ama tıp dünyasının bir kesiminde işler maalesef bu şekilde yürüyor. Sadece laboratuvarlar değil, asıl ilaç firmaları promosyon işinin giderek gözünü çıkartıyor.

Promosyon Yasası yok

Hastanın uyarısına rağmen tıpatıp aynı kanser ilacının pahalısında ısrar edilmesini konu alan geçen haftaki 2 yazım üzerine AKP Balıkesir Milletvekili Operatör Dr. Turhan Çömez’den telefon geldi. İlaç promosyon ahlakı konusunda ülkemizin oldukça ilkel koşullara sahip olduğuna dikkat çeken Dr. Çömez, ilaçta promosyon işini zapt-ı rapt altına alacak bir yasanın çıkarılması gereğine işaret etti. Üyesi olduğu TBMM Sağlık, Çalışma, Aile ve Sosyal İşler Komisyo-nu’nda bu yöndeki çalışmaların başladığını dile getirdi.

İlaç fiyatının %10’u

Promosyon yasasının olmadığı ülkemizde, firmaların ilaç tanıtımında kendilerine göre ticari buldukları her yöntemi kullandıklarını belirten Çömez, “Dünyanın hiçbir yerinde iyi giyimli beylerin ya da alımlı hanımefendilerin poliklinik kapılarında hastaların sıralarını alarak doktorun zamanını çaldığına tanık olmazsınız. Ya da kimse ilaç kotasını dolduran kliniklere özel promosyonlar vadedemez,” diyor.

Çömez’e göre yaklaşık 4.5 milyar dolarlık ilaç piyasasında promosyona ayrılan para yüzde 3’ler olarak ifade edilse de bu oran aslında yüzde 10’lara kadar çıkıyor (400-450 milyon dolarlık bir meblağ).

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

Vücut kendi ilacını nasıl üretir?

Tıp dünyasının içinde bulunan herkes bilir ki doktor reçetesi ile kullandığımız ilaçların çoğunu aslında vücudumuz kendisi üretmektedir.

–    O zaman niye üretmiyor? diyebilirsiniz. Bu durumda size şu soruyu sormamız gerekir.

–    Şimdiye kadar hep reçete ile ilaç kullanarak mı yaşamıştınız?

Demek ki doğuştan bu ana gelene kadar ve bundan sonra da

kalbimiz nasıl kendi kendine çalışıyorsa, akciğer nasıl kirlenen kanı temizliyorsa; adrenalin gibi, kortizon gibi histamin gibi birçok ilacı da vücut kendi kendine üretiyor ve üretmeye de devam edecek. Bu durum insanın yaradılışında var olan bir özellik.

Buna somut birkaç örnek vermek gerekirse, ağlarken veya gülerken gözden akan yaşın kaynağı vücuttur. Ağızdaki tükürüğün kaynağı da. Korktuğumuzda yüreğimizin ağzımıza gelmesi ve nabız atışımızın hızlanması, adrenalin denilen salgının anında salgılanması, vücudumuzun oto kontrolü sayesindedir.

Çünkü vücut, doğuştan itibaren bir bütün olarak kendi hayatiyetini devam ettirebilmesi için ne gerekiyorsa hepsini yapmaya muktedir bir varlık olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla vücut, belirli sebeplerle (rahatsızlandığı için) aksatmak zorunda kaldığı ilaç üretimini, uygun bir tedaviyle kendine geldiğinde yine kendisi, tekrar üretmeye muktedirdir.

Kategoriler
Akupunktur Soru Cevap Soru Cevap

İlaç mı önemlidir, yoksa hastanın sağlığına kavuşması mı?

 İlaç mı önemlidir, yoksa hastanın sağlığına kavuşması mı?

Elbette her ilacın istenmeyen bir de yan etkisi vardır. İnsan çaresiz kalınca, yan etkisine de razı olarak o ilacı alır. Burada belirtmek istediğimiz husus, eğer hastalık ilaç almadan da iyileşebiliyorsa, hastayı ilacın yan etkisinden korumak gerekir. Sonra her hastalığa ilaç vermek çözüm müdür? Çözüm olmadığı bilindiği hâlde ilaç vermeye devam etmek etik midir? Her insan ilaç kullanabilir mi? Elbette ki hayır.

Örneğin, alerjisi ve yüksek tansiyonu veya boyun ağrısı olduğu için ilaç kullanması gerektiği hâlde, böbrek veya karaciğer rahatsızlığı da olduğundan ilaç kullanamayan kimseler vardır.

Bu kişiler ne yapacak? İlaç kullansa böbrek elden gidiyor. Kullanmasa boyun ağrısı dayanılmayacak derecede. Evet, ne yapacak bu insan? Eğer bu insan sağlığına alternatif bir tedaviyle kavuşabiliyorsa, ona ilaç önermenin ne anlamı var?

İnsanların, alternatif tedavi yöntemlerine ve özellikle en bilinen ve etkini olan akupunktur tedavisine koşmalarının ve akupunktur uygulamalarının hızla çoğalmasının en önemli sebeplerinden biri bizce bu gerçektir.