Kategoriler
Sağlık Şifalı Bitkiler Yemek Tarifleri

Dukan Türlüsü Yapılışı

Dukan Türlü Nasıl Yapılır ?

Özellikle diyet yapan bayaların tercih ettiği bir yemek olarak bilinen Dukan Türlüsü diyetin adıyla anılır. Dukan diyeti. Dukan Türlüsü hem yapımı kolay hem lezzetli hem de zayıflamak isteyenlerin en çok yedikleri yemekler arasında yer almaktadır.

Dukan Türlü İçin Malzemeler :

1 adet organik domates
1 adet organik kabak
1 adet orta boy soğan
1 adet organik patlıcan
10 adet kızılcahamam fasulye

Dukan Türlü Diyetimizin Hazırlanışı

Öncelikle tarifimize başlamadan önce bir yarım saat kadar patlıcanlarımızı tuz ve su ile doldurduğumuz suda bekletmemiz gerekmektedir. Daha sonra havlu selpak yardımı ile kolaylıkla kurulayabiliriz.
Malzemelerimiz içerisinde yer almakta olan soğanlarımızı kabuklarını soyduktan sonra ince ince doğramamız gerekmektedir. Küp şekli verdiğimiz soğanlarımızla aynı şekilde patlıcanlarımızada uygulayalım.
Fasulyelerimizi yıkayıp temizleyelim ve kıralım iç kısımlarını ayıklayalım
Domateslerimizi rende yardımı ile doğrayalım, ve bir tencere içerisinde tüm malzemelerimizi toparlayalım.
Ocağımızın altını orta ısıda ayarlayarak güzelce pişirmemiz gerekmektedir.
Dilerseniz biraz daha sulu olması için çok az içme suyu ekleyebiliriz.
Afiyet olsun, sağlıklı diyetler…

Kategoriler
Genel Sağlık Bilgileri Şifalı Bitkiler

Baş Ağrısı Ve Migrene Sebep Olan Yiyecekler Hangileridir?

Sebzeler insan vücudu için vazgeçilmez bir nimettir. Tabi sebzeleri tüketirken çok dikkatli olmamız gerekir. Bazı sebzeler insanları sağlık açısından tetikleyebilir. işte bu yazımızda da bunlara değinecegiz.

Baş ağrısı ve migren oluşturan bir çok yiyecek bulunmaktadır. Hızlı bir şekilde yemek yemek , uzun süre susuz kalmakta migrene veya baş ağrısına sebebiyet verebilir.  Bayatlamış peynirin migren konusunad büyük bir ters etkisi vardır. Bunun gibi tiramin içeren gıdalar insan vücudunu olumsuz etkilemektedir. Tiramit dediğimiz madde bayat yiyeceklerde bulunup bozuk protein anlamına gelmektedir. Bu tiramin baş ağrısına ve migrene sebebiyet vermektedir.

Sadece bayatlamış peynir değil, kırmızı şarap alkollü içecekler ve işlenmiş et gibi tiramin içeren gıdalardan da uzak durulması gerekiyor. Bu tür yiyecekler kan basıncını da yükseltir.

Alkol : aldığımızda beynimize giden kan akışı hızlanmakta olup vücudu kötü şekilde etkilemektedir. Yukarıda da dediğimiz gibi alkol tiramin içermektedir. Dolayısıyla baş ağrısı ve migrene sebebiyet verme ihtimali yüksektir.

Katkı Maddeleri : Bazı besinlerdeki koruyucu maddeler de migrene veya baş ağrısına sebebiyet verebilir. örnegin nitrat gibi katkı maddeleri damaları genişletici özellik taşımaktadır.

Soğuk Yiyecekler : Soğuk gıdalarda baş ağrısına sebebiyet verebilir. İlk başlarda ağrı alın kısmında başlayıp ortalama 1 dakika sürer. sonra artar. Bu durumda migreni tetikler.

 

Peki Başka Hangi Yiyecekler Migren oluşumuna sebebiyet verir?

Fıstık, fıstık ezmesi ve diğer çerezler

Pizza
Patates cipsleri
Et ve tavuk ürünleri
Tütsülenmiş ya da kurutulmuş balık
Mayalı ekmek, fırınlanmış mayalı ürünler (çörek, kek, ev yapımı ekmek ve pastalar)
Kraker, ekmek, peynirli tatlılar
Bazı taze meyveler (muz, turunçgiller, papaya, ahududu, kivi, ananas)
Kurutulmuş meyveler (kuru üzüm, incir, hurma)
Et ve et suyu içeren çorbalar
Süt ve krema ürünleri, ayran, yoğurt
Kakao, çikolata ve bazı ilaçlarda  bulunan kafein, kahve, çay ve kola gibi içecekler
Yapay tatlandırıcılar

Yüksek tiramin içeren peynir türleri hangileridir?

Küflü peynir
Krem peynir
Çedar peyniri
Rokfor peyniri
Beyaz peynir
Küflü İtalyan peyniri (gorgonzola)
Mozarella
Muenster peyniri
Parmesan
İsveç peyniri
İşlenmiş peynirler

 

Kategoriler
Şifalı Bitkiler

Zencefil hayat kurtarır!

Bu nedenle vücudunuzu amansız kış soğuklarına karşı hazırlamanızda fayda var. Zira güçlü bir beden güçlü bir kalp anlamına da geliyor!  

 
Öncelikle, araştırmalarla kalp krizi riskini arttırdığı kanıtlanan gripten korunun! Ancak kasalarla portakal yemekle gripten korunamazsınız; özellikle kalp hastalığı olanlar mutlaka grip aşısı yaptırsın.
 
Basit ama etkili önlemlerle bağışıklık sisteminizi güçlendirerek kalbinizi de soğuktan koruyun. D vitamini ve demir eksikliğiniz varsa onları yerine koyun. Doğal yoğurt, kefir ve ev yapımı ayranla probiyotik gücünüzü artırın.
 
Her gün yarım bardak yoğurda birer çay kaşığı toz zencefil ve toz zerdeçal, üzerine de bir çay kaşığı tarçın ve bir çay kaşığı sızma zeytinyağı ekleyerek ‘bağışıklık kokteyli’ hazırlayın. Sarı-kırmızı sebze ve meyvelerle bol A vitamini depolayın.
 
Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Mahmut Akyıldız; kış aylarında daha fazla risk haline gelen kalp krizlerinden korunmanın yollarını anlattı ve uyarılarda bulundu:
 
Kalp krizlerinden ölüm özellikle kış aylarında artmaktadır. Bu nedenle özellikle kış mevsiminde kalbimize daha fazla dikkat etmek gerekiyor.  Soğuk havanın damar büzücü etkisiyle zorlanma birleştiğinde, kalp krizi ve ani ölüm riski ortaya çıkabilmektedir. Kışın ortaya çıkan hava kirliliği, sigara içilen kapalı mekanlarda bulunma da kalp krizi riskini büyük ölçüde artırır. Çok soğuk havalarda aşırı efor yapmak da kalp hastaları için tehlikelidir. 
Kalp krizi geçiren hastaların birçoğunun kriz öncesinde bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş oldukları dikkat çekmektedir. Literatür gözden geçirildiğinde hastaların yüzde 35’inde kalp krizi öncesi grip öyküsü bulunmaktadır. Yeni çalışmalar; grip virüsünün neden olduğu biyokimyasal ve hücresel değişikliklerin kalp damarlarındaki “aterom” plaklarında yangıya yol açarak, damarda ani tıkanma sonucu kalp krizine neden olabildiğini göstermektedir. Ayrıca vücudun bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle zatürree gibi ikincil hastalıkların da tabloya eklenmesi ile grip daha da ağırlaşabilmektedir.
 
PORTAKAL YETMEZ AŞILANIN!
 
Kış döneminde artış gösteren kalp hastalıkları ve kalp krizi nedeniyle grip aşısı yaptırmak,  kalp krizini önlemede etkili ve hayat kurtarıcı olabilir. Araştırmalar; grip aşısının özellikle koroner hastalığı olanlarda kalp krizi riskini önemli ölçüde azalttığını göstermektedir.  Son çalışmalarda kalp krizi nedeniyle veya anjiyoplasti (balon) / stent işlemi için hastaneye yatırılmış hastalarda grip aşısı uygulamasının, kalp nedenli bir yıllık ölüm oranını yüzde 8’den yüzde 2’ye düşürdüğü bulunmuştur. Bu nedenle Amerikan kalp dernekleri, tüm koroner hastalarında yıllık grip aşısı uygulamasını şiddetle önermektedir. İdeal olanı, grip mevsimi  öncesi grip aşısının yapılmasıdır. Eylül-Kasım ayları arasında uygulanması tercih edilmekle birlikte kış aylarında da yapılabilir.
Herkesin tahmin ettiğinin tersine C vitamini gribi önlemez. Hastalıklara karşı vücut direncini artırabilir ama gribi kapmamızı ve hasta olmamızı kesinlikle engellemez. Hatta aşırı derecede C vitamini, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ishale sebep olabilir. Bu da hastalığın ağırlaşmasına, iyileşmenin gecikmesine yol açabilir. Korunmak için bilinen en etkili yol grip aşısıdır ve her yıl aşılanmak gereklidir.
 
C VİTAMİNİNDEN ÖNCE D VİTAMİNİNE BAKIN
 
Bedenimizi kışa hazırlamanın yolu yalnızca grip veya zatürree aşısı yaptırıp, bağışıklık güçlendirici ilaçlar almaktan geçmiyor. Yapılması gereken daha basit, ucuz ama çok etkili önlemler var. Kış hazırlığı denince aklımıza anında ve öncelikle “bağışıklık sistemimizi güçlendirmek” gelmeli. Bunun için ilk iş olarak kanınızdaki D vitamini seviyesini ölçtürebilirsiniz. 
Eksikliği, bağışıklık sistemini ciddi biçimde zayıflatan doğal maddelerin başında D vitamini geliyor. D vitamini seviyeniz 30’ların, hele hele 20’lerin altına inmişse, tekrarlayan kış enfeksiyonlarıyla karşılaşmanız sürpriz olmuyor. ‘Kışın daha az hastalanayım’ diye avuç avuç C vitamini yutmak yerine, öncelikle ‘yeteri kadar D vitaminim var mı’ sorusuna yanıt aramalısınız. Eğer bir eksiklik söz konusuysa yerine koymalısınız ve ne yapıp edip kandaki D vitamini seviyesini 50’li rakamların üstüne çıkarmalısınız. Bunun için fırsat buldukça güneşlenebilir ve aile hekiminiz dahil herhangi bir doktordan yardım isteyebilirsiniz. 
 
 
KADINLAR KIŞ AYLARINDA DEMİR SEVİYESİNE DİKKAT!
Özellikle kadınların kışa hazırlanırken birkaç basit testle demir seviyelerine de baktırmalarında fayda var. Bunu genç kız ve genç kadınların, özellikle de anne adaylarının ihmal etmemeleri gerekiyor. Demirin eksik olduğu bir bedende, bağışıklık sistemi de yeteri kadar verimli çalışmıyor. Demir zengini besinlere ağırlık verince de (kırmızı et, yeşil sebzeler, haftada 2-3 kez bakliyat, ayda 1-2 kez ızgara karaciğer) iş kolayca çözümleniyor. 
 
 
BOL YOĞURT VE KEFİRLE PROBİYOTİK GÜCÜNÜ ARTIRIN!
 
Kışa girerken probiyotik gücünüzü arttırmanız, bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz açısından çok ciddi yarar sağlar. Probiyotik gücün kaynağı, bağırsaklardaki faydalı bakteriler. Her zamankinden daha fazla doğal yoğurt, kefir yiyerek, ev yapımı ayran içerek ve probiyotik gücü arttıran besinlere (ev yapımı taze turşular, mayalı yiyecekler, boza) ağırlık vererek, bağırsaklarımızdaki probiyotik bakteri miktarını arttırmakta her durumda fayda var.
 
 
YOĞURDA ZENCEFİL KATIN BAĞIŞIKLIK KOKTEYLİ YAPIN!
Kış hazırlıklarını yaparken önemli bir nokta da listenize zerdeçal ve zencefilden zengin basit besinler eklemeyi unutmamanızdır. Mesela her gün yarım bardak yoğurda ekleyeceğiniz birer çay kaşığı toz zencefil ve toz zerdeçal müthiş bir kış desteğidir ve bir ‘bağışıklık hapı’ gibidir. Bu karışıma ekleyeceğiniz bir çay kaşığı tarçın ve bir çay kaşığı sızma zeytinyağı ile de tam bir ‘bağışıklık kokteyli’ elde edeceğinizden emin olabilirsiniz. 
 
 
SARI-KIRMIZI BESLENEREK A VİTAMİNİ DEPOLAYIN
 
Kış hazırlıklarına hücrelerinizde daha çok bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olan A vitamini öncüsü karotenoid depolamayı da eklemenizde fayda var. Daha ziyade sarı renkli yiyeceklerde (sarı dolmalık biber, portakal, greyfurt, havuç, kuru kayısı, Trabzon hurması) ve kırmızı besinlerde (domates, kırmızı erik, kan portakalı, pembe greyfurt, kırmızı lâhana, pancar, kırmızı turp, yaban mersini, böğürtlen ve her türlü kırmızı meyve) bol miktarda bulunan bu maddelerin A vitamini öncüsü oldukları için de güçlü bir bağışıklık savaşçısı olduklarını unutmayalım.
 
 
BOL BOL BALIK YİYİN OMEGA-3 İLE GÜÇLENİN
 
Kış aylarında bol bulunan taze ve yağlı balıklardan sık sık yemeyi de unutmayın. Balık, proteinden zengin oluşu yanında mükemmel bir omega-3 yağları kaynağı olması nedeniyle çok ama çok önemli bir besindir. Özellikle yağlı balıklar (lüfer, istavrit, palamut, hamsi) omega-3 yağlarından çok zengindir. Ancak yağda kızartılan balıklarda omega-3 miktarı ciddi ölçüde azalıyor ve o pek değerli proteinlerin yapısı bozuluyor, unutmayalım! 
 
 
C VİTAMİNİ ALMAK İÇİN TAZE TAZE TÜKETİN
 
Kış hazırlıklarınızı yaparken yiyecek içecek listelerimize C vitamininden zengin besinleri (portakal, limon, greyfurt, mandalina, nar, yeşil sebzeler, özellikle yeşilbiber ve otlar) eklemeyi de unutmayalım ama C vitamininin “depolanan” bir vitamin olmadığını hep aklımızda olsun. C vitamini en fazla birkaç gün içinde (kullanılmadığı takdirde) böbrekler vasıtasıyla vücuttan atılıyor. Bu nedenle C vitamini zengini yiyecekleri (meyveler ve sebzeleri) taze ve olgun halleriyle ve mümkünse kabuklarıyla, düzenli yiyip içmeniz gerekiyor.
 

Kategoriler
Şifalı Bitkiler

Atla terapi

Dr. Eser Alptekin

 
Gelin, bu terapi şekline yakından bakalım
 
Tedavi amacıyla atların kullanılabileceğini M.Ö. 400’lü yıllarda Hipokrat, ‘Doğal Egzersizler’ başlığı altındaki yazısında öne sürdü. Fransız   Tissot’ysa 1780’de  yazdığı ‘Medikal ve  Cerrahi Jimnastik’ adlı eserinde at binmenin en faydalı yürüyüş şekli olduğunu yazdı.
İngiltere, bu yüzyılın başlarında atların faydalarını keşfetti, engellilerde ve II. Dünya Savaşı’nda yaralanan askerlerde atla terapi yöntemini uyguladı. 1952’deyse Helsinki Olimpiyatları’nda Liz Hartel, atlı sporlarda gümüş madalya kazandı. Çocuk felci geçiren bu sporcu, at binmenin hastalığa faydalarını  kanıtladı.
 
1960’lı yıllardan itibaren ABD, Kanada ve pek çok Avrupa ülkesinde atla rekreasyonel terapilerin uygulanacağı merkezler açıldı, bu alanda federasyonlar kuruldu ve kongreler düzenlenip bilimsel yayınlar yapıldı. Rekreasyon terapisi; psikolojik, fiziksel, sosyal engellilerin ve hastalıkların tedavilerini çeşitli aktivitelerle desteklemek olarak tanımlanır. Mevcut durumdan iyiye doğru gitme ve bu amaç için çeşitli aktivitelere bunu desteklemeyi benimser. Bu alanda at yardımıyla yapılan tedavi uygulamalarına yani hippoterapiye başlandı.
 
Tedavi edici hareketler
 
Hippos, Yunanca at kelimesinden gelir. Hippoterapi, lisanslı bir sağlık personeli tarafından (fizyoterapist, iş-uğraşı terapisti, konuşma patologları, ergoterapistler) yürütülmeli ve denetlenmeli. Terapist, atın hareketlerini tedavi edici bir girişim olarak kullanır. Hippoterapide fonksiyonel kısıtlılıklar, katılım sorunları değerlendirilir ve kasların fonksiyonları iyileştirilerek yürüme kapasitesinde, postür, denge ve mobilite gibi kaba motor fonksiyon parametrelerinde düzelme hedeflenir.
 
Murphy ve arkadaşları, nöromotor (sinir ve kaslarla ilgili) iyileşmeleri denge, güç, koordinasyon, eklem hareket açıklığı, postür ve yürüme parametrelerinde düzelme, spastisitede azalma olarak tanımladı. Psikomotor (hareket ve becerilerle ilgili) etkileriyse özgüven, özsaygı, motivasyon, dikkat süresi, uzaysal algı, konsantrasyon, öğrenme yeteneği ve de konuşma yeteneğindeki iyileşmeler olarak  tespit etti.
 
Dengeyi sağlıyor
 
Atın hareket paterni ve de vücut sıcaklığı, derin propriosepsiyon (kişinin kendi vücudunu algılaması) üzerinden tonus (bir uyarıya cevap olarak kasların kasılma yeteneği) azalmasına yol açar. Atın ağırlık merkezinin yürüme sırasında üç boyutlu yer değiştirmesi insan leğen kemiğine benzerlik gösterir. Atın hareketleri denge ve koordinasyona yardımcı olur. Bu denge reaksiyonlarının kolaylaştırılması, normal hareket ve fonksiyonel becerilerin kazanılmasını sağlar.
 
Bizde de çalışmalar var
 
Ülkemizde bu konuda birçok çalışma yapıldı. Özellikle Türkiye Binicilik Federasyonu, İstanbul Üniversitesi, çeşitli spor kulüpleri ve sivil toplum örgütlerinin ortak yürüttükleri ‘Atım Kanadım’ projesi, ciddi bir açılım sağladı. Gelecek haftaki yazımda atla terapinin özelliklerine ve hangi hastalarda uygulanabilir olduğuna değineceğim.