Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Etiketler yanıltıcı olabilir

 

Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Deniz Akkaya, bebek ve çocuk ürünlerindeki tehlikeler hakkında uyarıda bulundu: “Birçok ülkede kozmetik ürünler, belirli düzenlemeler çerçevesinde yoğun denetim ve testlere tabi tutulur. Böylece deriye uygulandığında, kansere yol açan veya oluşumunu kolaylaştıran, mutasyon yapan, üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkiler gösteren, toksik etkilere sahip bir maddenin, ürünlerin  bileşimine eklenmesi engellenir. Ancak etiketlerin üzerindeki ‘dermatolojik olarak test edilmiştir’, ’koruyucu içermez’, ‘pH dengeli’, ‘doğal/organik’ gibi tabirler,  maalesef her zaman bu ürünlerin, iddia edilen özellikleri taşıdığı anlamına gelmez.
 
Terimler kafa karıştırıyor
Doğal içerikli birçok madde, hassas bireylerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Aynı şekilde tahriş edici özellikteki bir madde, organik tarım yöntemleriyle üretilmiş olsa da, hâlâ tehlike saçabilir. Doğal/organik/biyolojik terimleri sadece, ürün bileşiminde kullanılan hammaddelerin, çeşitli sertifika sistemlerine uygun olarak üretildiğini ifade eder. Kozmetik ürünlerin tamamının, aslında kimyasal olduğu ve hatta kimyasal bileşimlerinde en yaygın kullanılan maddenin, yeryüzünün en doğal maddesi olan su olduğu gerçeği unutulmamalı.
 
Ayçiçek yağı  daha faydalı
Doğal olduğu için tercih edilen zeytinyağı gibi oleik asit miktarı yüksek yağlar, bilinenin aksine bebek derisini tahriş edebilir, su kaybını artırabilir, nemlendirmek yerine daha çok kurutabilir. Badem ve fındık yağı, alerjiye, egzamaya neden olabilir. Nemlendirici olarak, güvenirliği kanıtlanmış ayçiçek yağı kullanılabilir. Linoleik asit bakımından zengin ayçiçek yağı, deriyi nemlendirmenin yanı sıra inflamasyonu baskılayıcı özellik gösterdiğinden, konak ve çocukluk çağı egzamasında da tercih  edilebilir. 
 
Parabenler: Meme kanseri gelişimine yol açabileceği öne sürüldü ancak bu iddia, çeşitli çalışmalarla çürütüldü. Yine de bebeklerde deriden emilim daha fazla olacağından, paraben içeren deri bakım ürünlerinden uzak durmakta fayda var. 
Sulfatlar: Şampuan, sıvı sabun, duş jeli gibi ürünlerde, temizleme ve köpürmeyi sağlar. Güvenlidirler ve bilinen kanser yapıcı etkileri yok ancak hassas deriye sahip bireylerde tahriş edici özellik gösterebilirler.
Vazelin ve sıvı parafin: Ham petrolün damıtılmasıyla elde edilen bu ürünlere, mineral yağlar da denir. Bunlar, kişisel bakım ürünleri, kozmetikler ve hatta yiyeceklerde katkı maddesi olarak kullanılır. Deriye uygulandıklarında, tahriş edici veya alerjik etkilere yol açmazlar. Kapatıcı etkileri sayesinde nem kaybına engel olarak derinin nemli kalmasını sağlarlar. Açık yaralara uygulandığında tabaka oluşturarak, mikro-organizmaların deriye girişine engel olurlar. Yenidoğanlar da dahi güvenle kullanılabilirler. Piyasadaki pek çok bebek yağı, parfüm eklenmiş mineral yağlardır. Yutulduklarında emilmeden sindirim sisteminden geçerek dışkıyla atılır. Hatta bu etkileri nedeniyle kabızlık tedavisinde de kullanılır. Yani çocuğun parmağını emmesiyle bir miktar mineral yağı yutmuş olmasında sorun yok. 
Ancak yüksek miktarda mineral yağın, sindirim sistemi yerine akciğerlere ulaşması sonucunda bir çeşit  zatürre gelişebilir. Kapatıcı etkileri nedeniyle deriye bol miktarda uygulanmaları, çok terleyen bebek ve çocuklarda isilik oluşumunu tetikleyebilir.
 
Güneş koruyucuları
D vitamini sentezi üzerine olumsuz etkileri ve ‘fazla kimyasal’ içermeleriyle gündeme gelen güneşten koruyucu ürünler, kimyasal ve fiziksel koruyucular olarak ikiye ayrılabilir. Kimyasal koruyucular, deriden emilerek, emilen güneş ışınlarıyla  reaksiyona girerek etki gösterir. Çocuklar için daha uygun olan, fiziksel koruyucularsa deriden emilmez. 
 
Titanyum dioksit ve çinko oksit, fiziksel güneş filtreleridir. Bunlar deri üzerinde kalın ve beyaz bir tabaka oluşturur, güneş ışınlarının tümünü etrafa yansıtarak işlev görür. Gözlere kaçması veya yutulmasıyla ciddi bir sorun oluşturmaz. D vitamini sentezi için sadece yüz ve kolların açıkta kaldığı giysilerle, haftada  üç kez, 10-15 dakika süreyle güneş altında kalmak yeterli.”

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Bebeğinizin Sağlıklı Beslenmesi İçin Genel İlkeler Ne Olmalıdır?

1. Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa artık çatal, kaşık kullanmak ve ailenin diğer üyeleri ile birlikte sofraya oturmak alışkanlığını eğitebilirsiniz. 13 aylık olduktan sonra çocuğun ayrı bir tabağı olmalı, neyi ne kadar yiyeceğine dikkat edilmelidir. Eğer, çocuğunuza ne kadar yeyəcəyini bildiğinizin kadar yemek vermeli ve daha çok yemek yemek seçimini çocuğunuzun taahhüt bırakmalısınız.
2. Çocuklara mümkün olduğunca erken dönemlerde çatal çorba kaşığını serbest kullanarak yemek yemeyi öğretilmelidir.
3. Bu dönemde de çocuklar günde dört-altı kez beslenmeli, temel besin gruplarından süt ve sütlü besinler, et, tavuk, balık, yumurta ve baklagiller, sebze ve meyveler, unlu ve nişastalı besinler normalde ve eşit verilmelidir. Ülkemizde en çok yapılan hatalardan biri çocuğu yemeğin suyuna ekmek doğrayarak qidalandırmaqdır. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme yöntemi kullanılmamalıdır.
4. Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde olmalıdır. İsterseniz bu besinlere sebze yemekleri karıştırarak da verebilirsiniz, böylece çocuğun yemek istemediği bir besin olsa bile diğer tatların arasına karışacak.
5. Her gün bir yumurta doyurmaya çalışmalısınız, ancak her gün et yiyen çocuğa yumurtanın günaşırı verilmesi daha uygundur.
6. Çocuklara her gün yarım litre süt verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum var.
7. Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir, hatta besin değerini arttırmak için içine baklagil ve protein içeren gıdalar eklenmelidir.
8. Meyve günde bir-iki defa verilmelidir. 1 porsiyondan daha fazla meyve vermek sebzenin yerini alabilir. Ayrıca meyve suları da meyveyi yerini alabilir.
9. Günde bir-iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde mutlaka olmalıdır.
10. Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Çocuk mümkün olduğunca geç yaşlarında tanıdık edilmelidir. Yemekler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi, diş çürüklerinin oluşmasında temel sebeptir.
11. Çay ve kahvenin içeriğinde kafein olduğundan sinirlilik yarattığı için bu besinlerin bebeğe verilmemesi en iyisidir.
12. Sıcak havalarda vücutta su itgisi daha fazla oluyor. Tükenen suyu metabolik faaliyet için mutlaka yeniden etmeliyiz. Her 1 kcal enerji için 1 ml sıvı önerilir. Buna göre 1-3 yaş çocukların ortalama alacakları sıvı toplam 1000-1500 mL olmalıdır.
13. Dondurma, çocuklar için vazgeçemedikleri bir Şekerleme ve diğer tatlılar arasında ayrı bir yeri vardır. 100 gr. dondurmanın besin değeri: 193 kalori, 4,5 gr protein, 148 mg kalsiyum, 0,1 mg demir-dir. Çocuğunuza rahatlıkla belli ölçülerde dondurma verebilirsiniz. 1-3 yaş çocuk beslenmesinde en önemli besin öğeleri protein, kalsiyum, enerji ve demirdir. 1 bardak süt yerine 100 g dondurma verilebilir görebilirsiniz. 1 dondurma 40-45 kaloridir ve 35 mg kalsiyum içerir. Özellikle kökəlməyən çocuklara üzerinde fıstık, badem, çikolata parçaları olan dondurma verilirse iyi enerji kaynağı sağlamış olursunuz. Fakat dikkat edilmesi gereken önemli nokta hazır dondurmaların üretim tarihidir.
14. Hazır meyve suyu, kola, gazlı limonadın beslenme değeri olmadığı için çocuklara verilmesi tavsiye edilmez. Bu içeceklerle tanışma mümkün olduğunca geç yaşlarda olmalıdır. Çocukların bu besinlerle tanıştırmak mümkün olduğunca geç yaşlarında olmalıdır. Çocuğunuz çok ısrar ederse bu içeceklere su katarak verebilirsiniz. Ancak bu içeceklerin yerine taze sıkılmış meyve suyu, süt, ayran içilmesi daha doğru olabilir.

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Çocuklar Neden Hasta Olur?

Hepimiz çocuklarımızın sağlığına birşey olmasın diye elimizden geleni yaparız. Çocuklarımız bizim herşeyimizdir. Bir ebeveynin çocuğunun başına bişey gelmesin diye yapamayacağı şey yoktur. Çocuklarımızı korumanın bir çok yolu vardır. Grip aşıları, koruyucu iğneler, hastalıklar anti bakteriyel jel ve vitaminler vb şeylerden faydalanarak koruyabiliriz. Fakat şimdilerde bu kadar dikkatli olmak yetmiyor.

Öncelikle çocuğunuzun arkadaşlarıyla bolca vakit geçirmesine dikkat edin. Çünkü hastalıklar çocuktan çocuğa kolay geçer. Ufak bir arkadaş grubu bile çocuğunuzun ishal veya kızamık olmasına sebebiyet verebilir.

Çocuğunuzun bağışıklık sisteminin güçlenmesi için doğayla buluşmasını sağlayın. Doğa sevgisini arttırın. Bol bol spor yaptırmayı unutmayın.

 

Kategoriler
Çocuk Sağlığı Sağlık

Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı Yapılması

Çocuklar küçükken birazcık kıskanç olabilmektedir. Mesela yeni doğum yaptınız dünyaya gözlerini açan yeni bir bebeğiniz oldu. Diger çocuğunuz bu yeni bebeğe daha çok ilgi duyuyor olmanızı sanıp kıskançlık yapabilir. Bunlara birkaç önlem alarak önüne geçebilirsiniz. İşte Size ufak tefek tüyolar :

Sözlerinize çok dikkat edin. Elleme değilde nazikçe dokunma kelimesini kullanın. Küçük bebeği sevdirtin. zarar vermediği sürece sevebilsin.

Siz hastanede olurken çocuk babasıyla daha sık bir iletişim içinde olacağından çocuğunuzla ayrı kalmayı avantaja dönüştürün.

Kıskançlık yada kızgınlık sezdiginizde konuşmaya çalışın. sarılın ve ilginizi gösterin. Olumlu davranışlarını ödüllendirin olumsuz davranışlarını görmezden gelin.

Büyük çocuğunuza bazı işlerde öncelik tanıyın.

Bir şeyde başarılı olunca mutlaka ödüllendirin.

Yaşına bağlı olarak ona harçlık verin.

Bebeğinizi ziyarete gelenlere sohbet esnasında mutlaka büyük çocuğunuza da yer verin.

Evin dışında da büyük çocuğunuzla baş bşa vakit geçirin.

 

Kategoriler
Çocuk Sağlığı Sağlık

Magnezyum Elementinin Çocuklara Faydası

Magnezyum doğada bulunan vücudun büyümesinde çok önemli bir yere sahip olan bu element gelişimi destekleyen bir elementtir. Magnezyum içeren bir çok besin vardır. Tam tahıllar ve bazı pazı gibi sebzeler de bu besinlere örnek verilebilir.

Magnezyumun tavsiye edilen günlük kullanımı 1 ile 3 yaş arasındaki çocuklarda 80 mg. 9 ile 13 yaş arasındaki çocuklarda ise 240 mg. dır.

Magnezyumun enerji üretimindeki rolü kuşkusuz paha biçilememektedir. Vücudumuzdaki her hücre yaşamının sürdürülebilirliğini devam ettirmek için enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Çocuklar büyüyebilmek için magnezyuma ihtiyaç duyarlar. İnsan vücudunda 300 den fazla enzim reaksiyonu yapılırken magnezyum elementi kullanılır.

İçinde magnezyumunda bulunduğu bir çok faydalı maddenin vücuttaki görevlerini yerine getirebilmeleri birbirine bağlıdır. Magnezyumda protein ile ilişki içerisindeki bir mineraldir. Magnezyum olmassa protein üretimini unutun.
Magnezyum elementi D vitaminin kullanımına ve metabolizmaya önemli faydalar sağlamaktadır. vücudun gelişmesine bir çok katkısı bulunan D vitaminin özellikle çocuklar tarafından doğru bir şekilde alınması gerekmektedir. Çünkü kemiklerin gelişiminde çok önemli bir rol oynar.

 

Kategoriler
Çocuk Sağlığı Sağlık

Yeni Doğan Bebeklerin Hareketleri

Bebeklerin ilk yılı harika olmakla beraber bu yılda konuşmayı, yürümeyi, tepki vermeyi kısacası bir çok şeyi ilk defa öğreniyorlar. Hele de ilk aya bakarsak orası daha da ilginç.  Yeni doğanlar ilk ayda bu dünyayı tanımayı ve dünyaya alışmaya çalışıyorlar. Henüz her şeye çok yabancı Ama çok da hızlı öğreniyor.

Bebeğiniz ilk birkaç ay içerisinde kilo kaybederse sakın korkmayın. Çünkü yenidoğanlar vücutlarında fazla sıvı ile beraberinde doğmaktadır. Bu sıvıyı atmaları da gayet normaldir. Zaten yaklaşık 2 hafta içerisinde doğdukları kiloya geri dönerler. Anormal bir durum varsa da doktorunuza başvurun. Ve doktorunuzun sizi uyaracağından emin olun.

Bebeğin ilk ayda sinir sistemi hala gelişiyor olsa bile bir çok şeyi şimdiden çözmeye başladı bile. Örnek olarak doğumdan birkaç gün sonra sizi emmesi ya da biberondan içmesi gerektiğini çoktan öğrendi bile.

Eğer parmağınızı avucuna koyarsanız bebeğiniz parmağınızı sıkacaktır. Bebeğinizin ona dokunulması  veya yüksek bir sese verdiği tepkiye moro refleksler deniyor. Bebek bu uyaranlara kasılıyor ürküp ağlıyor. Moro refleksi bir kaç ay sonra geçiyor.

Bir aylık olan bebek kafasını da çevirebiliyor. Doğduktan sonra ilk istediği şey uyumak olacak. Yeni doğan bir bebek günde 15 ile 16 saat aralığında uyuyacak. Çok uyuyor diye şaşırmayın sakın. Henüz uyku düzenine alışmamış olmasıdır. Uyku düzenini oturtmak için gündüz aktivitelere ağırlık verip gece de karanlık ve rahat bir ortam sağlayabilirsiniz. Böylece gündüzleri oyun geceleri de uyku zamanı olduğunu keşfetmesini onun öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Bebekler ilk doğduklarında etrafı biraz bulanık görmektedirler. Bizimkisi gibi görememektedirler. Yakını daha rahat görüyorlar. Karşıt renklere bakmayı sevdikleri gibi insan yüzünüde ilginç buluyorlarmış. Bu yüzden siz onu emzirirken oyuncak yerine sizin yüzünüze bakmayı tercih edebilirler.

İlk ay için ipuçları

Bir aylık bebek ona dokunulmasını seviyor. Onunla olabildiğince temas halinde olun. Onu sevin, okşayın, elini tutun. Buna bayılacak. Hem de sevildiğini anlayacak.

Bacaklarına egzersiz yaptırın. Doğru duydunuz. Elinizle bacaklarını yavaşça hareket ettirin. Kasları rahatlayacak. Bunu yürüme için bir ön hazırlık olarak düşünün.

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Bebeklerde diş gıcırdatma reflü habercisi olabilir

 

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp  Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Gastroenterolojisi  Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sema Aydoğdu, bebeklerde diş gıcırdatmanın,  reflü nedeniyle mide içeriğinin ağza gelmesinden kaynaklandığını söyledi.
 
Prof. Dr. Aydoğdu, mide içeriğinin  yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflünün, fizyolojik olarak her  bebekte görülebildiğini anlattı.
 
Bebekteki şikayetlerin yapısına göre reflünün hastalık olarak  değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğdu, ”3 yaşın altındaki bebeklerde  öksürük, iştahsızlık varsa, çocuk kilo almıyor, uykusunda huzursuzlanıp ağlayarak  uyanıyorsa, sık kulak enfeksiyonu, zatürre ve bronşit geçiriyorsa reflüyü  hastalık düzeyinde kabul edip tedaviye alıyoruz” dedi.
 
Bebeklerin, yaş gruplarına göre şikayetlerini çeşitli göstermeye  çalıştığını vurgulayan Prof. Dr. Aydoğdu, şöyle konuştu: ”Küçük bebekler huzursuzluklarını yüzlerini buruşturarak öksürüp  gösterebilir ki bu reflünün tipik bir göstergesidir. Bebeklerin reflü belirtileri  arasında en az bilineni diş gıcırdatmadır. Mide içeriğinin ağza gelmesi ile çocuk  yalanma, yutkunma hareketi yapar, dişlerini gıcırdatır. 3 yaşın altındaki  bebeklerde diş gıcırdatma, çocuğun dikkat çekmek istemesinden değil, reflü  nedeniyle mide içeriğinin ağza gelmesinden kaynaklanıyor. Bu hareketler, bebeğin  ağzına bir şeyler geldiğinin habercisidir. Bebekleri diş gıcırdatan ya da  beslenme dışı yutkunma hareketi yapan ebeveynler reflü şüphesiyle hekime  başvurmalı. Diş gıcırdatma dişlerin mine tabakasının aşınması ve arkasından diş  çürüklerinin gelmesi anlamında olduğu için kesinlikle önemsenmeli.”
         
-”Bebekte diş gıcırdatma psikolojik olamaz”-
 Prof. Dr. Aydoğdu, yetişkinlerde stres kaynaklı olduğu düşünülen diş  gıcırdatma hareketinin, çocukluk döneminde benzer şekilde değerlendirilmediğini  bildirdi.
 
Küçük çocuklarda diş gıcırdatma hareketinin, ”çocuğun oyun yaptığı”  şeklinde görülmesinin yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aydoğdu, şunları  söyledi: ”Diş gıcırdatma, büyük yaştaki çocuklarda stres kaynaklı olabilir. Günün  stresi, aile içi sıkıntılar, okul stresi olarak düşünülür. Ancak 1-3 yaş arası  küçük çocuklarda, bebeklerde bu tür stres kaynaklı problemler olmaz. Olsa da o  kadar küçük çocuk, sıkıntısını diş gıcırdatarak belli etmeyi bilmez.  Gıcırdatmadaki en önemli neden, reflü ile hava, yiyecek ya da su olabilir, mide  içeriğinin yemek borusuna, oradan ağıza ya da solunum yoluna kaçması olayıdır.  Çocuk, ağza gelmiş ve çocuk geri gönderiyor demektir. Unutmamalı ki her çocuğun  sıkıntısını ifade etme şekli farklıdır, ancak diş gıcırdatması varsa mutlaka  reflü lehine yorumlamak lazım.”
         
-”Reflünün nedeni ebeveynin iyilik yaptığını sanması”-
Prof. Dr. Aydoğdu, bebeklerde reflünün önlenebilmesi için bebeğin günde  ortalama 4 öğün beslenmesi, son öğünün ardından 1,5 saat beklendikten sonra  uykuya geçirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Beslenmede yapılacak küçük değişikliklerin, bebekte reflünün önüne  geçilmesini sağlayacağına dikkati çeken Prof. Dr. Aydoğdu, sözlerini şöyle  sürdürdü: ”Çocuk sık aralıklarla ve fazla miktarda beslenmemeli. Ara öğünde birkaç  meyveyi karıştırmak, reflüye zemin hazırlar, tek meyve verilmesi yeterli  olacaktır. Bebek, taze meyve suyu değil, meyvenin kendisini tüketmeli. Yağlı,  şekerli ve asitli gıdalar, reflüyü tetikler. Bebekler için asitli gıdanın başında  taze meyve suları geliyor. Çikolata, reflünün bir numaralı dostu ancak bebekler  küçük yaşta alıştırılıyor. Yağlı yemekler tüketmeye alışmış aileler, farkında  olmadan bebeğin yiyeceği yemeğe çok yağ koyabiliyor. Kahvaltıda, tereyağı, ceviz  ve zeytin birlikte verilmemeli, yağ içeriği reflüye sebep olabilir. Anne babalar,  ‘Bebeğim her gıdadan alsın’ diye düşünürken çocuklarının midesini yorduklarını  unutmamalı.”

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Çocuğunuzun öksürük nöbetlerinin nedeni krup olabilir

Kış aylarında salgın halinde görülen bu durumla başa çıkabilmek için bazı önlemler almak yeterlidir. Memorial Etiler Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Deniz Tamtekin, krup sendromu ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Krup sendromu  halk arasında “yalancı kuşpalazı” olarak adlandırılır
Krup; virüs,  bakteri veya alerjik sebeplerle ortaya çıkan, özellikle gırtlak ve ses tellerinin kızarıp şişmesiyle, nefes almayı güçleştirerek  yoğun öksürüğe neden olan bir  solunum yolları  hastalığıdır. Sonbahar sonu, kış ve bahar aylarında görülür. Bu dönemlerde salgın şeklinde görülmekte ve solunum sıkıntısı nedeniyle anne babaları korkutmaktadır. Genelde yaşları 6 ay ile 5 -6 yaş arasında değişen çocuklarda görülmektedir. Erkekler bu hastalıktan kızlara göre daha fazla etkilenirler.
 
Bu belirtilere dikkat!
Krup hastalığında öksürük, tiz ve hırıltılı bir ses vardır ve çocukların durumu genellikle geceleri kötüleşir. Hırıltılı soluma, hava yollarının daralması anlamına gelebilir. Krup kötüleşirken hırıltı azalabilir. Krup genellikle bulaşıcı bir enfeksiyona bağlıdır. Virüs genellikle hasta olan kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya çıkan damlacıklarla, ya da direkt temasla bulaşır. Soğuk algınlığı yapan birçok virüs krupa neden olmaktadır. 
 
Çocuğunuz hasta uyanabilir
Krup semptomları hafif, orta veya ağır semptomlar olabilir. Genellikle çocuk yatağa giderken herhangi bir sıkıntısı yoktur. Gece yarısı ani başlayan solunum sıkıntısı, havlar tarzda kaba bir öksürük ile uykudan uyanır. Ses tellerinde şişme meydana gelmiştir. Öncesinde burun akıntısı hafif ateş, boğaz ağrısı ve huzursuzluk olabilir. Soluk alma sırasında tipik bir ses duyulur, sesi boğuk, kabalaşmıştır. Enfeksiyon daha çok üst solunum yolu enfeksiyonu tarzında başlar, daha sonra nefes borusu ve bronşlara ilerleyebilir. Hafif vakalarda gündüz iyi olan çocukta, solunum sıkıntısı 5-6 gece boyunca görülebilir, sonra giderek azalır. Krup vakalarının  %5-10’u  hastanede yatarak tedaviye gereksinim duyar. 
 
Krup tanısı genellikle hastalık öyküsü ve muayeneyle konulur.  Kan testleri ve radyolojik tetkikler çoğu zaman gerekli değildir. Ancak bir çocuk sık sık krup geçiriyorsa, alerji veya reflüden kaynaklanan problemler yönünden araştırılması gerekebilir.
 
Bu uygulamalar çocuğunuzu rahatlatabilir
Aşı uygulaması krupu önleyebilir. Genel olarak krup viral bir enfeksiyon olduğu için etkene yönelik bir tedavi yoktur. Ancak bazı uygulamalarla hasta çocuk rahatlatılabilir. Bunlar arasında öncelikli olan nemli hava, buhar verilmesidir. Serin gecelerde pencere açılıp çocuğun dışarının havasını solumasını sağlamak da rahatlatıcı olacaktır. Ateş varsa, ateş düşürücüler verilir. Dik pozisyonda otururken daha rahat nefes alacaktır. Çocuk ağlayıp heyecanlanınca solunum sıkıntısı artacağı için, öncelikle aile sakin olmalı, çocuğun da sakinleşmesine yardımcı olunmalıdır. Bol sıvı verilmesi uygun olacaktır.  Bu önlemlere rağmen rahatlamayan çocuklarda havayolundaki ödemi çözecek ilaçlar kullanılabilir. Bu durumda mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Hamilelik zor zanaat

Hamilelikte mideniz mi yanıyor? Özellikle sabahları kusuyor musunuz? Tuvalet ihtiyacınız giderek artmayı mı başladı? Bacaklarınıza sık sık kramp mı giriyor? Ayaklarınızdaki şişliklerden dolayı ayakkabılarınızı giyemez hale mi geldiniz? Bunlar sizi üzmesin. Hamilelik sürecini yaşayan her kadının başına gelebilecek şikayetlerle karşı karşıyasınız. Üzgünüz bu şikayetlerden bebeğinizi kucağınıza alana kadar kurtulma şansınız olmayabilir; ancak bu süreci nasıl daha rahat atlatabileceğinizi merak ediyorsanız bu yazıyı okumanızda fayda var… 

Hisar Intercontinental Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayşe Kara‘ya hamilelik döneminde görülebilecek yakınmalar, bunlar için yapılabilecekler ve dikkat edilmesi gerekenleri sorduk… 
 
Hamilelik döneminde yaşanacak yakınmaların aslında doğal bir süreç olduğunun altını çizen Op. Dr. Kara; ‘Anne adayına bu süreci mümkün olduğunca rahat geçirebilmesi için ne gibi yakınmalarla karşılaşacağı ve bu yakınmalar karşısında yapabileceklerini açıklamak gerekir.’ diye konuştu… 
 
Bulantı ve Kusma: Psikolojik faktörlerin de etkisinin olabileceği bulantı ve kusmada hormon üreten sistemlerin rolü vardır. Bu durumda sık ve az miktarda kuru yiyecekler tüketin, ağır ve kokulu yiyeceklerden kaçının; bulantı ve kusmanın devamında kilo kaybı da oluyorsa zaman kaybetmeden hekiminize başvurun. 
Mide Yanması: Bağırsak hareketlerinin azalması ve gebelikte artan hormonların etkisi ile sindirim sistemi kaslarında oluşan gevşeme mide yanmasına neden olur. Antiasit ilaçlar bu dönemde sizi rahatlatacaktır.
Kabızlık: Bağırsak hareketlerinin azalması kabızlığa neden olur. Bol posalı yiyecekler, kepek ekmeği ya da tam buğday ekmeği tercih edin. Özellikle yaz mevsimindeyseniz kayısı, incir, erik gibi meyveler ve bunların kompostolarını tüketin. Gerekirse gaitayı yumuşatan ilaçlar kullanabilirsiniz.
Hemoroid: Rahmin büyümesi toplardamarlardaki kan dönüşünü engelleyerek hemoroid oluşumuna; hemoroid varsa yakınmaların artmasına neden olur. Kabızlık bir kısır döngü yaratarak yakınmaları ağırlaştırabileceği için mutlaka önlenmelidir. Hemoroid kitlesi büyüdüğünde ve kanama olduğunda mutlaka doktorunuza başvurun. 
Bacaklarda Kramp ve Ağrı: Serum kalsiyumunda azalma veya serum fosforunda artmaya bağlı, bacaklarda kramp benzeri ağrılar görülebilir. Yorulduğunuzda dinlenmek şartıyla yürüyüş yapın ve aynı yerde sabit durarak ayakta beklemeyin. Kramp anında bacaklarınızı karnınıza doğru çekin. Yakınmalarınız fazlaysa doktorunuz kontrolünde kalsiyumdan zengin diyet ve ilaç alabilirsiniz.
Vajinal Akıntı: Gebelikte büyüyen rahim ağzı nedeniyle vajinal salgıda artış oluşur. Bu salgı artışı vajinal ortamın asiditesini bozarak enfeksiyona zemin hazırlar. Özellikle mantar enfeksiyonları gebelikte daha sık görülür. Yakınmalarda doktorunuza danışın.
Sık İdrar Yapma: İdrar toplayıcı sistemlerin genişlemesi, idrar akışının azalması, hormon değişiklikleri ve büyüyen rahmin baskısı, mesane fonksiyonlarını değiştirerek; iltihap için zemin oluşturur. Bu durumu engellemek için bol su için ve genital hijyeninize dikkat edin. 
Baş Ağrısı: Duygusal ve hormonal değişiklikler veya sinüzite bağlı olarak baş ağrısı oluşabilir. Ayrıca gebelikte tansiyon yüksekliği ile seyreden gebelik zehirlenmesi, alerji ve enfeksiyon da bu duruma neden olabilir. Sık görülen ya da devam eden baş ağrılarında mutlaka doktorunuza başvurun.
Ödem (Şişme): Gebelikte sıvı tutulmasına bağlı olarak görülür. Ödemler, gebelik zehirlenmesi belirtisi de olabilir. Bacaklarınızı yukarı kaldırarak dinlenin. Tuz alımını azaltın ve kesinlikle idrar sökücüleri kullanmayın. 
Bel Ağrısı: Duruş bozukluğu, vücut ağırlığının artışı gibi nedenler bel ağrısına yol açabilir. Duruşun düzeltilmesi bel ağrısını azaltır. Giysi ve ayakkabı seçiminde dikkatli olmalı ve uygun egzersizler yapmalısınız. 
Bayılma ve Halsizlik: Hormonal değişiklikler ayağa kalkıldığında tansiyon düşmesine neden olabilir. Bu durumlarda derin nefes alıp verin. Bacaklarınızı hareket ettirin, başınızı aşağı ayaklarınızı yukarı pozisyona getirin. Ayrıca, kan şekerinizin düşük olması bayılmanıza neden olabileceği için şekerli sıvılar tüketebilirsiniz. 
Göğüslerde Hassasiyet ve Ağrı: Fizyolojik olarak göğüslerdeki değişiklik hassasiyete neden olabilir. Gebeliğe özel rahat sutyenleri 24 saat kullanın. Göğüslerinize buz uygulaması yararlı olabilir. 
Karın Ağrısı: Ciddi bir hastalık belirtisi olabileceği gibi son üç ayda rahmin kasılmasına bağlı olarak da görülebilir. Dinlenme ve pozisyon değiştirme ile düzelebilir. Ancak düzelmiyorsa hemen doktorunuza başvurun. 
 
 

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Şişmanlık bebek sahibi olmaya engel midir?

 

Şişmanlık ya da obezite, ‘sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal ya da aşırı miktarda yağ birikmesi ‘olarak tanımlamaktadır. Bahçeci Sağlık Grubu Akupunktur Uzmanı Dr. Hasan Ali Nogay şişmanlık ile ilgili olarak şunları söyledi:
 
“Aşırı şişmanlığın çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilen başlıca hastalıklar:
Kardiyovasküler hastalıklar, varisler, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, Osteoartrit (romatizma), şeker hastalığı (tip 2 diyabet), rahim, meme, kalın bağırsak kanserleri, uyku-apne sendromu (uykuda solunumun durması ve oksijen yetmezliği), polikistik over sendromu (yumurtalık kistleri), sindirim sistemi bozuklukları (safra taşı, karaciğer yağlanması vb), doğum zorlukları ve depresyon…
 
Şişmanlığın doğurganlığa negatif etkiler ise şöyle özetlenebilir:
*Adet düzensizliği 
*İnfertilite (kısırlık) ihtimalinin artışı 
*İnfertilite  ile ilgili cerrahi girişimlerin artışı 
*Düşük riskinin artışı 
*Yüksek tansiyon riskinin artışı 
*Gebelik sırasında şeker hastalığı riskinin artışı 
*Gebelik sırasında idrar yolu enfeksiyonu riskinin artışı 
*Sezaryenle doğum riskinin artışı 
*Prematür bebek doğurma riskinin ve bebek ölüm riskinin artışı,
*Bebeklerde omurilik ile ilgili gelişim bozuklukları (sıklıkla nöral tüp defektleri örnek; spina bifida) riski artar,
*Fazla kilolu bebek doğurma riskinin artışı ki düşük kan şekeri görülebilir. Bu da beyin hasarı ve epilepsi nöbetleriyle ilişkili olabilir.
*Doğum süresinin artışı, doğum sonrası kanama miktarının artışı, 
*Doğum sonrasında ciltte dikiş yerlerinde rahim ağzında yara enfeksiyonu, rahim zarında iltihap riski.
 

Kaynak: Milliyet

Kategoriler
Çocuk Sağlığı

Kısırlık önlenebilir mi?

 

Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Medikal Direktörü Uzm. Dr. Hakan Özörnek, sperm kalitesiyle çocuk sahibi olmanın arasındaki   ilişkiye dair sorularımız yanıtladı.
 
Sperm sayısını ve  kalitesini artırmak  mümkün mü?
Sperm sayısının düşük olması, gebelik şansını düşürdüğü için en az 15 milyon/ml. ve üzerinde olması isteniyor. Doğru beslenme, hareketli yaşam, sigara, alkol, kafein alışkanlıklarının kontrolü, mevcut diyabet, tiroid yetmezliği gibi hastalıkların ve hormonal bozuklukların tedavisi, varikosel gibi sorunların cerrahi olarak düzeltilmesi, anti-oksidan destekler, sperm sayısını artırabiliyor. Ayrıca testislerin ısısının vücut ısısından  1.5-2 derece daha düşük olması şart. Yapılabilecekler şöyle sıralanabilir;
 
*Fazla kilolarınızdan kurtulun.
*Özellikle sauna ve sıcak su banyoları sperm üretimini kötü yönde etkiliyor. 40 derece üzerindeki suda 30 dakikadan fazla zaman geçirirseniz sperm sayınız düşüyor. Dar ve naylon iç çamaşırlarıyla pantolon giymeyin.
*Kahve, alkol, sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durun. Sürekli alkol alanlarda zamanla testisler küçülüyor, testosteron   üretimi bozuluyor.
*Bazı tarım ve böcek ilaçları sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Bunlardan uzak durun.
*Antibiyotik, depresyon, mide ülseri, hipertansiyon ve alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, sperm üretimini bozuyor. Bu tür  ilaçları kullanmadan önce doktorunuza danışın.  
*Kemoterapi  ve radyoterapi, üreme sağlığını olumsuz   etkiliyor. Kanser   tedavisi öncesi, sperm ya da yumurta dondurmayla üreme sağlığınız garanti altına alın. 
*Cep telefonu, laptop, kablosuz ağ bağlantısı, tüplü televizyonlar, mikrodalga fırın gibi radyoaktif madde yayan cihazlar sperm sayısı    üzerinde olumsuz etkiye sahip. Bu  tür aletlerden mümkün olduğunca uzak durun.
*Testis iltihapları da sperm  üretimini bozuyor.  Kabakulak ve bronşit gibi iltihaplarda vakit  kaybetmeden tedavi olun.
 
Erkek kısırlığının tedavisi   var mı?
Erkek kısırlığının en sık görülen nedenlerinden biri, yumurtalık damarlarında varisleşme yani varikosel. Varikosel sorunu, cerrahi yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Ancak bu operasyon sperm kalitesini biraz artırsa da genellikle hastanın kendiliğinden çocuk sahibi olmasına yetmiyor. 
 
Sıfır spermle   baba olunabilir mi?
Azospermi yani; hiç spermi   olmayan erkeklerde hormon değerlendirmesi atlanmamalı. Zira hormonların azalmasına bağlı bir durumda hormon verilerek hiç ameliyata  gerek kalmadan sperm elde   edilebiliyor. Sperm sayısı, hafif ve  orta derecede azalmışsa aşılama yapılıyor. Aşılamanın tek uygulama sonucundaki başarı yüzdesi 10-15 arasında değişiyor. Spermin çok az olduğu   durumlardaysa mikroenjeksiyon  yöntemi tercih ediliyor.
 
Gelişen teknoloji, çeşitli nedenlere bağlı olarak hiç sperm hücresi bulunmayan erkeklere de baba olma fırsatı veriyor. Mikro TESE isimli mikroskobik operasyonla testislerden alınan dokulardan sperm elde etmek mümkün. Elde edilen sperm hücreleriyle anne adayının yumurtası döllenerek bebek sahibi olunabiliyor.

Kaynak: Milliyet